Türkistan’ın kalbinde, Afganistan topraklarının kuzeyinde, (Güney Türkistan) kadim bir şehir yükselir: Mezar-ı Şerif. Adı bile bir saygı nişanesidir; “Kutsal Türbe” anlamına gelir. Halk inanışına göre burada, Hz. Ali’nin mübarek kabri bulunmaktadır. Bu inanç yüzyıllar boyunca şehre sadece bir kimlik değil, aynı zamanda bir ruh kazandırmıştır. Mezar-ı Şerif, bu yönüyle hem inançla yoğrulmuş bir şehir hem de Türk-İslam Medeniyetinin manevî bir durağıdır.

Rivayetlere göre Hz. Ali’nin naaşı gizlice buraya getirilmiş, uzun süre gizli kalmış, ardından bir rüya üzerine Selçuklu Sultanı Ahmed Sencer döneminde ortaya çıkarılmıştır. Sultan Sencer, bu kutsal mekânın üzerine görkemli bir türbe ve cami inşa ettirmiş, böylece Mavi Kubbe diye anılan o zarif yapının temelleri atılmıştır. Bu kubbe, tıpkı Semerkand’daki, Buhara’daki, Konya’daki gibi maviye bürünmüş gökyüzüyle yarışır. Türkistan mimarisinin bütün zarafetini, çini sanatının bütün inceliğini taşır.

Zamanla Mezar-ı Şerif, yalnızca bir ziyaretgâh değil, aynı zamanda bir ilim ve irfan şehri haline gelmiştir. Burada yetişen âlimler, dervişler, şairler Türk-İslam Coğrafyasının farklı bölgelerine ilim taşımışlardır. Şehrin ruhunu besleyen bu manevi damar, Afganistan’ın en çalkantılı dönemlerinde dahi sönmemiş, aksine bir umut kandili gibi yanmaya devam etmiştir. Mezar-ı Şerif halkı, yüzyıllardır hem inancını hem de kültürel köklerini koruma azmiyle varlığını sürdürmüştür.

Her bahar ayında düzenlenen Nevruz Bayramı da bu şehrin ruhuna karışmış geleneklerden biridir. Hz. Ali Türbesi’nin avlusunda toplanan binlerce insan hem baharın gelişini hem de yeniden doğuşun simgesini kutlar. Türk Boylarının renkli giysileri, dualar, sazlar, şiirler, Mezar-ı Şerif’i bir zamanlar olduğu gibi bugün de birlik ve dirilişin sembolü kılar.

Modern dünyanın karmaşasında belki haritalar değişmiştir, sınırlar yeniden çizilmiştir ama Mezar-ı Şerif’in gönüllerdeki yeri değişmemiştir. Çünkü bu şehir, sadece taş duvarlardan, kubbelerden ibaret değildir; O, bir inancın, bir hatıranın ve bir gönül yolculuğunun adıdır.

Türkistan coğrafyasının nice şehri gibi Mezar-ı Şerif de bize bir hakikati hatırlatır: Medeniyet, sadece şehirler kurmakla değil, o şehirlere ruh ve karakter katmakla mümkündür. İşte Mezar-ı Şerif’in asıl büyüsü de buradadır. Mavi kubbesiyle göğe, duasıyla kalplere, tarihiyle hafızalara uzanan bu şehir, Türk Dünyasının manevi atlasında sönmeyen bir yıldız gibi parlamaya devam etmektedir. Pirler aşkına huu…