Bazı şehirler vardır; tek başına bir yerleşim değildir, çevresindeki ilçeleri, köyleri ve insanıyla birlikte bir medeniyet havzasıdır. Hoten, Doğu Türkistan coğrafyasında tam da böyle bir şehirdir. Taklamakan Çölü’nün güney eteklerinde, kumla hayat arasında kurulmuş bu kadim yurt, yalnızca bir şehir merkezi değil; geniş ovası, köyleri, kasabaları ve insanıyla birlikte yaşayan bir tarih alanıdır. Hoten’e bakmak, haritaya değil, hafızaya bakmaktır.
Hoten bölgesinin tarihi, İslam öncesi dönemlere kadar uzanır. Budist ve Maniheist izlerin görüldüğü bu coğrafya, Karahanlılar devrinde Türk-İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Satuk Buğra Han’la başlayan İslamlaşma süreci, sadece inanç dünyasını değil, şehirlerin ruhunu da dönüştürmüş; camiler, medreseler ve ilim halkaları Hoten merkezinden köylere kadar yayılan bir irfan iklimi oluşturmuştur. Bu yönüyle Hoten, çölün kenarında kurulmuş bir sınır şehri değil; medeniyetin kök saldığı kadim bir havzadır.

Hoten’i anlamlı kılan unsurlardan biri de içinde yer aldığı fikrî ve edebî iklimdir. Karahanlı medeniyet havzasının büyük düşünürü Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’de ortaya koyduğu “adalet, hikmet ve denge” anlayışı, Hoten ve çevresinde karşılık bulan bir dünya tasavvurudur. Bu eser, yalnızca bir siyasetname değil; Türk şehirlerinin nasıl ayakta kalacağını anlatan bir medeniyet rehberidir. Hoten, bu rehberin sessiz ama sağlam duraklarından biridir.

Edebî açıdan bakıldığında, Ali Şir Nevai’nin Türk dilini bir medeniyet dili hâline getiren mirası, Hoten bölgesinde yaşayan Uygur Türkçesinde hissedilir. Köylerde, çarşılarda, evlerin avlularında yaşayan sözlü edebiyat; destanlar, maniler ve halk anlatıları, dilin sadece konuşulan değil, korunan bir değer olduğunu gösterir. Hoten’de dil, kimliğin en güçlü muhafızıdır.

Tarih boyunca İpek Yolu üzerinde yer alan Hoten bölgesi, özellikle “yeşim taşı”, ipek dokumacılığı ve halıcılığıyla tanınmıştır. Bu üretim, daha çok şehir merkezinin ötesinde, çevre köy ve kasabalarda yaşayan ustaların emeğiyle şekillenmiştir. Hoten’i güçlü kılan da budur: Merkezle taşranın birbirini beslediği, ekonomik faaliyetin kültürle dengelendiği bir şehir düzeni.
Hoten’i anlatırken, yakın dönemde bu coğrafyaya gönül gözüyle bakan isimleri de hatırlamak gerekir. Adil Hikmet Bey ve onunla anılan dört Teşkilatı Mahsusa Üyesi Türk Aydını, “Asya’da Beş Türk” adlı eserle Türkistan coğrafyasını yalnızca gezip yazmak için değil, unutulanı hatırlatmak için dolaşmışlardır. Maksatları bir seyahatname kaleme almak değil; Türk’ün Asya’daki varlığının hâlâ canlı olduğunu göstermek, şehirlerin arkasındaki insan hikâyelerini İstanbul’a taşımaktır. Hoten’i anlatırken de yaptıkları tam olarak budur: Bir şehri değil, bir direnci, bir hafızayı, bir emaneti görünür kılmak. Onlar için Hoten, sınırda kalmış bir yer değil; Türk kimliğinin en sessiz ama en inatçı duraklarından biridir.
Bugün Hoten, merkez, ilçe ve köyleriyle birlikte yaklaşık “iki buçuk milyonluk” bir nüfusu barındıran geniş bir şehir havzasıdır. Tarım, hayvancılık ve geleneksel el sanatları hâlâ bölgenin temel geçim kaynaklarıdır. Ancak bu coğrafyada asıl korunmaya çalışılan şey, ekonomik göstergelerden çok hafızadır.

Hoten’e bugün baktığımızda, yüksek binalardan önce eski avluları, dar sokakları ve suskun yüzleri görürüz. Çünkü bu şehir, geçmişiyle övünen değil; geçmişini taşıyan şehirlerdendir. İlçeleri ve köyleriyle birlikte Hoten, bize şunu hatırlatır: Şehir dediğimiz şey, beton değil; dil, inanç ve hatıradır.

Ve işte bu yüzden Hoten, bir yol üzerindeki durak değil; Türk dünyasını hatırlamak isteyen herkes için bitmeyen bir çağrıdır.
Haftaya bir başka kadim şehrimize gönül yolculuğunu birlikte yapma dileğiyle...
Esen kalınız…