Şirinler’in köyünde akşam olmuştu.
Küçük Şirinler birer birer mantar evlerine çekilirken, Meraklı Şirin köyün çıkışında durdu. Yolun kenarında, eski bir bankta yatan birkaç gölgeye takıldı gözü. Üzerlerinde battaniyeler vardı. Ayakkabıları yeni gibiydi, montları tertipliydi ama yüzleri yorgundu.
Meraklı Şirin dayanamayıp sordu:
— “Zeki Şirin… Bu insanlar neden burada yatıyor? Evleri yok mu?”
Zeki Şirin gözlüğünü düzeltti, derin bir nefes aldı.
— “Evleri olmuş olabilir. Yardım da gitmiş olabilir. Ama bazı yaralar, sadece kapı açılarak iyileşmiyor.”
Meraklı Şirin anlamadı.
— “Ama bak, üzerlerinde mont var, ayakkabıları yeni. Birileri yardım etmiş.”
— “Evet,” dedi Zeki Şirin, “İyi niyetli Şirinler var. Giydiriyorlar, doyuruyorlar. Ama asıl mesele bu değil.”
Tam o sırada Uykucu Şirin söze karıştı:
— “Ben yatağımda uyurken… nasıl oluyor da bu insanlar sokakta yatıyor?”
İşte o soru, köyün üstüne ağır bir sessizlik gibi çöktü.
Şirin Baba Konuşuyor
Şirin Baba asasını eline aldı ve yavaş yavaş anlatmaya başladı:
— “Bu, dağın görünen yüzü evlatlarım. Biz süslü salonlarda ‘bağımlılıkla mücadele ediyoruz’ derken, dağın arka yüzünde gerçek hayatlar var.”
— “Bakın,” dedi, “Şekerhane Mahallesi’nde, köy dolmuşlarının çıktığı yerde, otobüs durağında yatan insanlar var. Soğukta, sıcakta, yağmurda… Bazıları artık para bulamadığında kolonya içiyor. O yüzden kışın bile vücutları soba gibi sıcak.”
Şirinler ürperdi.
— “Biz bunları bildiriyoruz,” diye devam etti Şirin Baba. “Kaymakamlık geliyor, işlemler yapılıyor, yardım teklif ediliyor. Kabul eden oluyor, etmeyen oluyor. Etmeyenler tekrar sokağa dönüyor. Çünkü kimse istemediği sürece kimseyi zorla kurtaramıyorsun.”
Meraklı Şirin hemen atıldı:
— “O zaman ne yapacağız?”
Şirin Baba gözlerini kısarak konuştu:
— “İşte asıl mücadele orada başlıyor. Bu dört insanı, bu on beş–yirmi insanı gerçekten sahiplenmekle. Sıcak bir yuva, bir iş imkânı, sabırla başlanan bir iyileşme süreciyle.”
— “Toplantı odalarında konuşarak değil… Sokakta yatanı yerden kaldırarak.”
Şirinlerin Köyünden Alanya’ya Ayna
Şirin Baba sözlerini ağır ağır tamamladı:
— “Bu mücadeleye emek veren herkese teşekkür etmek gerekir. Salonlarda seminer düzenleyenlere, kürsülerde konuşanlara, dosyalar hazırlayanlara…”
— “Ama lütfen,” dedi, “bu mücadele salonlarda kalmasın.”
— “Çünkü bağımlılık, klimalı salonlarda değil; sokakta, durak kenarlarında, park köşelerinde yaşanıyor.”
— “Eğer gerçekten mücadele ediyorsak, sokağa inmeliyiz. Orada yatan insanın gözünün içine bakmalı, elini tutmalı, onu hayata yeniden bağlayacak yolu birlikte açmalıyız.”
— “Konuşarak kurtulmaz. Sahip çıkarak kurtulur.”
Ve asasını yere vurdu.
Tak!
— “500 bin nüfuslu Alanya’da hâlâ sokakta yatan insanlar varken, bazıları hâlâ salonlarda konuşmayı tercih ediyorsa; mesele bağımlılık değil, vicdandır.”
— “Salonlarda konuşmak kolaydır. Alkış vardır, protokol vardır, fotoğraf vardır. Ama sokakta yatanın soğuğu vardır, açlığı vardır, yalnızlığı vardır.”
— “Eğer bir şehir, salonlardan çıkıp sokağa inemiyorsa; orada mücadele sadece sözde kalır.”
— “Sokaktaki insana sahip çıkabildiğimiz gün, işte o gün gerçekten başardık diyeceğiz.”
— “Unutmayın…”
Asasını bir kez daha yere vurdu.
Tak!
— “Bir şehir, en zayıfını ayağa kaldırabildiği kadar güçlüdür.”