İstiklal Savaşı devam ederken, milletimiz için bir milli marş ihtiyacı duyulmuştur. Dönemin en büyük şairi Mehmet Akif Ersoy, bu marşı yazmıştır. Bu marş TBMM ve milletimiz tarafından büyük bir coşku ile kabul edilmiştir. Bu marşın yazarı Mehmet Akif’i kısaca ele alacağız. Akif, 1873 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası Kosova’nın İpek kazasından Tahir Efendi’dir. İpekli Tahir Efendi de denir. Alim bir insandır. İstanbul’a yerleşmiştir. Akif’in annesi Buharalı bir ailenin kızı Şerife hanımdır. Akif’in çocukluğu tam bir fetih beldesi olan İstanbul’un Fatih semtinde geçmiştir. Akif ilk bilgilerini babasından almıştır. Her çocuğun birinci öğretmeni annesi, ikinci öğretmeni babasıdır. Akif’in yetişmesinde babasının büyük rolü vardır. Akif’in ilk okuduğu okul Emir Buhari mektebidir. O dönemin gözde bir okulu ve mesleği olan veterinerlik mesleğine heveslenip baytar mektebine gitmiştir. Akif, baytar olarak ülkenin çeşitli yerlerinde görev yapmıştır. Baytar mesleğinin yanında edebiyatla, şiirle, ülkenin sorunlarıyla ilgilenmiştir. Edebiyatçı ve şairliği baytar mesleğinin önüne geçmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sonunda ülkemiz işgal edilince ülkemizin kurtuluşu için bütün çalışmalara katılmıştır. Kurtuluş hareketinin Anadolu’dan gerçekleşeceğine inandığı için Anadolu’ya geçmiş, çalışmalara başlamıştır. Camilerden verdiği vaazlarla, gazetelerdeki yazılarıyla şiirleriyle halkı İstiklal Savaşı’na teşvik etmiştir. Kastamonu’daki Nasrullah Camii’nde yaptığı konuşma ülke çapında büyük etki meydana getirmiştir. 23 Nisan 1920’de TBMM açılınca Burdur Milletvekili olarak meclise girmiştir. Ankara’daki çalışmalarını Tacettin Dergahı’nda ve mecliste sürdürmüştür. Akif’in kaldığı Tacettin Dergahı restore edilerek günümüzde Mehmet Akif Ersoy Edebiyat Müze Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. Meclis çalışmalara başlamış, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir milli marş istenmiştir. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, milli marş için bir yarışma açmış, birinciye 500 lira ödül verileceğini duyurmuştur. Bunu duyan bütün şairler bakanlığa müracaat etmişler, marşlarını ulaştırmışlardır. Aralarında Kazım Karabekir’inde bulunduğu 723 kişi katılmıştır. Bu marşlar bir jüri tarafından incelenmiş, jüri bunların içinde milli marşa değer bir marş bulamamıştır. Durum Milli Eğitim Bakanı’na bildirilmiş, “Bu milli marşı ancak Mehmet Akif yazabilir” demişlerdir. O dönemdeki jüri üyeleri dürüst insanlarmış. İsteselerdi 723 şiirden birini kabul edebilirlerdi fakat etmemişler. Milli Eğitim Bakanı Akif’e özel mektup yazarak milletimiz için bir marş yazmasını istemiştir. Akif, “milli marş para ile yazılmaz” demiştir. Bakanlık “para söz konusu edilmeyecek” garantisi verince Akif bu marşı yazmıştır. Akif bu marşı yazarken ekonomik sıkıntı içerisindedir. Kalem, silgi, kâğıt problemleri yaşanmıştır. Fakat Akif’te büyük bir heyecan ve coşku vardır. Akif bu marşı Tacettin Dergahı’nın soğuk odasında yazarak bakanlığa sunmuştur. Akif’in marşı Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından TBMM’de okunarak bütün meclis ayakta dinlemiş, marş 3 sefer okunarak 12 Mart 1921 tarihinde Milli Marş olarak kabul edilmiştir.

Devlet marş için 500 lira ayırmıştır. Akif’e bu para teklif edilmiş, Akif kabul etmemiştir. Bu paranın ne yapılması gerektiği Akif’e sorulunca Akif; İstiklal Savaşı’ndaki yaralı gazilerimize ve şehitlerin ailelerine verilmesini istemiştir. Akif o sırada ekonomik sıkıntıdadır. Ankara’nın soğuğunda paltosu eskidir. Bir arkadaşı Akif’e “Bu kadar sıkıntın var, parayı neden almadın?” dediğinde Akif o arkadaşı ile iki ay konuşmamıştır. Akif onurlu, mert, dürüst bir insandır. Akif o parayı alabilirdi, alsaydı ne olurdu? Belki Akif unutulurdu, belki İstiklal Marşı değiştirilirdi. O, parayı almamış, günümüzde Akif’i ülkemizin her yerinde tanımayan yoktur. Rahmetle anılmaktadır. İstiklal Marşı ise anayasanın değiştirilemeyecek maddeleri arasına girmiştir.

İstiklal Marşı 10 kıtadır. Marşın bütününde bizim milletimizin bütün özellikleri görülmektedir. Marşın ilk iki kıtası Ali Rıfat Çağatay tarafından bestelenmiş, bu beste 1929’a kadar söylenmiştir. Bu beste alaturka tarzdadır. 1929’da Osman Zeki Üngör batı tarzı besteleyerek günümüze kadar söylenmiştir. İstiklal Marşı “korkma” diyerek başlamıştır. Burada kastedilen milletimizin içine düştüğü çaresizlik ve sıkıntıya karşı bir moral, motivasyon olarak söylenmiştir. Çünkü, millet büyük bir karamsarlık, üzüntü, endişe içerisindedir. İstiklal Marşı bütün bu kötü havayı dağıtmıştır. Bağımsızlık, kahramanlık, insanlık, dürüstlük, hakkın yanında olmak, ümitsizliğe kapılmamak. Milletimizin tarih boyunca büyük medeniyetler kurduğu tekrar eski gücüne ulaşacağı bu marşımızda belirtilmiştir. Ülkemizi işgal eden düşmanlara hiçbir zaman güvenilmeyeceği, o işgalcilerin mutlaka yıkılacağı, onların tek dişi kalmış (diğer dişleri dökülmüş) canavara benzediği belirtilmiştir. Akif’i ve İstiklal Savaşı gazilerimizi, şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
DEVAMI; gelecek haftaki yazımızda.