Köy’de denize karşı kurulmuş büyük bir sahil varmış…
Dışarıdan bakınca; müzik var, ışık var, dolu şezlonglar var…
Ama içeride bir masa sürekli devriliyormuş: İhale masası.
Bir kere değil… İki kere değil…
Tam üç kez ihaleye çıkmış bu yer.
Ama köyde herkes biliyormuş ki mesele deniz değilmiş… Mesele paylaşımmış.
Şirin Baba köy meydanında yine ortaya çıkmış: — “Evlatlar… Bu sefer oyun basit değil. Doğruluk mu cesaret mi?”
Meraklı Şirin hemen sormuş: — “Doğruluk ne diyor Şirin Baba?”
Zeki Şirin dosyayı açmış: — “Doğruluk diyor ki; ihale var, süreç var, ama sorun bitmiyor.”
Öfkeli Şirin gülmüş: — “Cesaret ise… Ortaklar arasında sözler büyüyor, tartışma büyüyor… Hatta işin ucunda bıçaklama iddiası bile konuşuluyor!”
Şirine eliyle sahili göstermiş: — “Biz sadece denize girmek istiyoruz… Ama deniz artık bir tartışma masası.”
O sırada köyün kenarında başka bir görüntü varmış…
Şezlonglar sıralı, DJ müzik çalıyor, girişler ücretli…
Meraklı Şirin şaşırmış: — “Peki köylü?”
Zeki Şirin acı bir gülümsemeyle anlatmış: — “Köylü kenardan bakıyor. Çünkü içerisi pahalı. Çünkü döviz uçmuş. Çünkü kira artmış. Çünkü maliyet büyümüş.”
Öfkeli Şirin patlamış: — “O zaman sistem ne yapıyor? Yükü kime yüklüyor?”
Şirin Baba asasını yere vurmuş: — “Her kriz, önce masada başlar… Sonra sahile iner… En son halka ulaşır.”
Bir köşede fısıltılar yükselmiş: — “Üçüncü ihale…
— Ortaklar…
— Hak iddiaları…
— Tartışma…
— Ve iddia edilen bıçaklı kavga…”
Zeki Şirin dosyayı kapatmış: — “Doğruluk burada kâğıtta yazıyor…
Ama cesaret, bazen yanlış yere yönelince olay büyüyor.”
Şirine sessizce eklemiş: — “Biz sadece bir gün denize girebilsek… Bu kadar hikâye duymasak.”
Şirin Baba son kez konuşmuş: — “Doğruluk mu cesaret mi?
Doğruluk yazılır…
Cesaret yaşanır…
Ama kontrol edilmezse ikisi de aynı hikâyeyi yaralar.”
Ve 103. Köy o gün şunu anlamış:
Sahiller halka kalmadığında, sadece manzara değişmiyor…
Hayatın dengesi de değişiyor.
Ve sonra köy meydanında bir sessizlik olmuş…
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyormuş:
“Bir zamanlar sahiller halkındı…
Sonra ‘marka şehir’, ‘turizm’, ‘kalite’ denildi…
Şimdi bakıyoruz da… Geldiğimiz yerin adı ne?”