Aralık ayının son haftası, Mehmet Akif Ersoy’u anmadan geçilebilecek bir zaman değildir. 20 Aralık 1873’te dünyaya gelen ve 27 Aralık 1936’da aramızdan ayrılan Akif, yalnızca bir şair değil; bir duruşun, bir ahlâk anlayışının ve bir gelecek tasavvurunun adıdır. Bu yüzden aralığın son günleri, ister istemez insanı değerler, sorumluluk ve gençlik üzerine yeniden düşünmeye çağırır. Akif’i sadece İstiklâl Marşı’nın şairi olarak hatırlamak eksik olur. Marşın “Korkma!” diye başlayan hitabı, bir milletin ayağa kalkışını anlatırken aynı zamanda bir gençlik çağrısıdır. Çünkü Akif’e göre kurtuluş, yalnızca cephede değil; ahlâkta, çalışkanlıkta ve sorumluluk bilincindedir. Bu anlayışın Safahat’taki en somut karşılığı ise Asım Neslidir.

Asım, Akif’in hayalindeki gençtir! İnançlıdır ama aklını dışlamaz; çalışkandır ama kolaycılığa kapılmaz; ahlâklıdır ama edilgen değildir. Emek verir, sorumluluk alır, gerektiğinde bedel ödemekten kaçmaz. Akif’in “Asım’ın nesli… Diyordum ya, nesilmiş gerçek; işte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek!” sözleri, bir temenniden çok bir hedefi tarif eder. Bu hedef, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile birlikte okunduğunda daha da anlam kazanır. Atatürk, gençliğe duyduğu güveni romantik bir övgüyle değil, açık bir sorumluluk yükleyerek ifade eder. “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözü, gençliğe duyulan inancın olduğu kadar, ondan beklenen bilinçli duruşun da ifadesidir. Çünkü gençliğe güvenmek, onu kaderine terk etmek değil; onu doğru şekilde yetiştirmektir.
Tam da bu noktada meseleyi Alanya ölçeğine indirmek gerekiyor. Bugün ne yazık ki Alanya, çocuk yetiştirmek konusunda çeşitli önyargılarla anılan bir şehir hâline gelmiş durumda. Hatta Alanya’ya tayinle gelecek bazı devlet memurlarının, daha gelmeden önce “Bu şehirde çocuk yetiştirmek zor olabilir mi?” sorusunu sorduğunu duyuyoruz. Aynı insanlar İç Anadolu’ya ya da Karadeniz’e giderken çocuklarıyla ilgili benzer bir kaygıyı neden taşımıyor? Alanya neden böyle bir algıyla anılıyor? Bu soruyu geçiştirmek yerine ciddiyetle düşünmek zorundayız. Hızlı yaşam, denetimsiz alanlar, eğlence merkezli bir şehir algısı ve geçici hayatların baskınlığı… Gençler bu atmosferin içinde büyüyor. Emeğin değil kolay kazancın, sabrın değil hızın öne çıktığı bir ortamda Asım neslini konuşmak elbette zorlaşıyor. Ancak bu zorluk, sorumluluğu başkasına yükleyerek aşılmıyor.

Gençlikten umutsuz olduğumuzu söylemek kolay. Asıl zor olan, bu umutsuzluğun nedenleriyle yüzleşmek. Aileden okula, sokaktan şehrin genel iklimine kadar herkesin bu tabloda payı var. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde gençliği bir teminat olarak görmesi, onu başıboş bırakmak anlamına gelmiyordu. Tam tersine, bilinçli, donanımlı ve ahlâklı bir gençliğin inşa edilmesi gerektiğini işaret ediyordu.
Yeni bir yıla girerken dileklerimiz yine benzer olacak: Sağlık, huzur, bereket… Elbette hepsi kıymetli! Ancak her yeni yıl, yalnızca takvim yaprağının değiştiği bir an değil; aynı zamanda kendimize dönüp “neyi eksik yaptık?” diye sormamız gereken bir eşiktir. Çünkü yıllar değişiyor ama ihmal ettiklerimiz değişmiyorsa, sonuç da değişmiyor!

Mehmet Akif’i aralığın son haftasında anmak bu yüzden tesadüf değildir. Onun Asım nesli hayaliyle, Atatürk’ün gençliğe yüklediği sorumluluk bilinci, tam da yeni bir yıla girerken bize yol gösterir. Gençliğe güvenmek istiyorsak, onu yalnızca sevmekle yetinemeyiz; emek vererek, değer aşılayarak ve doğru örnek olarak yetiştirmek zorundayız. Yeni yıl için belki de en anlamlı temennimiz şu olmalı:
“Daha bilinçli aileler, daha güçlü okullar ve değerleriyle barışık bir şehir iklimi içinde yetişen bir gençlik…” Çünkü yeni bir yıl, ancak böyle gerçekten “yeni” olabilir.
Bu duygu ve düşüncelerle, başta Alanyalı hemşerilerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızın ve okurlarımızın yeni yılını kutluyor; yeni yılın ülkemize, şehrimize ve geleceğimiz olan gençlerimize sağlık, huzur ve hayırlar getirmesini diliyorum.