Bu kelime artık sadece bir his değil. İnsanın kendine varılacak bir yer diye adlandırdığı umududur, mutluluk zamanın içinde kaybolan bir beklentidir. Belki de hadi birlikte bakalım bu alana.
Hatta çoğu zaman kendimize yaptığımız görünmez bir baskı da olabilir.
Günümüz insanı artık sadece mutsuz olmaktan değil, mutsuz görünmekten de çekiniyor.
MUTLU OLMA BASKISI
İyi değilsen bile “iyiymiş gibi” olman bekleniyor.
Güçlü değilsen bile güçlü görünmen.
Umutsuzsan bile “şükretmen”.
Mutluluk, içten gelen bir hâl olmaktan çıkıp,
toplumsal olarak sergilenen bir performansa dönüşüyor zaman içinde.
Ve insan şunu öğreniyor:
“İyi hissetmiyorsam, bir sorun var.”
Oysa belki de sorun, her an iyi hissetmek zorunda olmadığımızı hem kendimize hem çevremize samimiyetle paylaşabilmektir…
Bu halleri karşı tarafı manipüle temek, bu durumu kullanmak da mutlu olmaya ve iyi hissetmeye karşı tarafı baskılamak, zorbalamak olacaktır..
Çevremiz iyi niyetli cümlelerle dolu: Bu da bir anlamda zorbalanarak mutluğu bir sektör içinden pazarlamak bir anlamda…
“Pozitif düşün.” “Takılma.” “Bak her şeyin var.” “Buna da şükür.”
Bunlar bir süre sonra destek olmaktan çıkar,
duygunun üstünü örten bir çevresel baskıya dönüşür.
Dünyada bu kadar insanın bir şekilde hayatta kalmak ile ilgili bir çok dinamiklere ve koşullara sahip fakat bu mutluluk ölçülebilir bir durum olmadığı için bu sözler hep havada kalır… Amaç ne? Hayatta kalmak mı? Hayatı anlamlı şekilde yaşamak mı?...
İnsan yanılgılar içinde acısını anlatamaz, paylaşamaz hâle gelir. Ne zaman konuşacak olsa, bir karşı duruş vardır… Belki mutluluk, konuşanı dinlemek ona yanında olduğunu hissettirmektir…
Çünkü insan konuşurken acı anlatıldığında hemen düzeltilmesi gereken bir arıza gibi görülür.
Oysa her duygu, çözülmek için değil; önce duyulmak için acıtıyordur...
MUTSUZ OLMAYA İZİN VERMEYEN DÜNYA
Bu dünyada insanın mutsuzluğu eksiklik olarak alıp kişi kapı arkası Fısııı fısııı ile ayıplanır hale gelmiştir….
Halbuki bazı dönemler mutsuzluk;
bir kaybın, bir dönüşümün, bir iç değişimin doğal yan etkisidir. Bu bedensel bütünlüğün var olma halidir…. Ve olabilmesi tam aksine ayıp değil, geliştiricidir…
İnsan bazen mutsuzdur. Çünkü rutinin içinde kalmakla da olabilir veya beklenmedik bir değişim içindedir… Bu süreci yönetim şekli ve kabul etmesine bağlı olabilir…
“iyi” hâllerini yaşamaya çalışırken bütünlüğünü kaybedebilir.
Haz Çağında mutluluğu nasıl fark edebiliriz?
Belki de mutluluğu bu kadar uzağa koymamızın nedeni budur.
Onu hep bir şeylerin sonunda olacak bir şeymiş gibi bekleriz.
Bir hedefin, bir başarının, bir sahip olmanın ardında.
En kolay ulaşılan şeyleri mutluluk sanırız:
Hızlı hazlar, anlık iyi hisler, kısa süreli yükselişler beklentisi içindeyizdir.
Ama biliyoruz…
Birçok şeyin değeri zamanla ölçersek bu 3 gün, 3 hafta, 3 ay içinde azalabilir.
Ve sonra yine bir şeyler beklemeye başlarız. Yine, yine
Belki de mutluluk bize uzak değil.
Sadece biz onu, gelecekte bir yerde duruyormuş gibi hayal ettiğimiz için ulaşılmaz sanıyoruz.
Oysa bazı anlar vardır: Hiçbir şey eklemeden, hiçbir şeyi düzeltmeden, sadece durduğunda…
Ruh sessizleşir hissettiğin şeyin içinde deneyim olmaktır.
Ve o sessizlikte bir dinginlik belirir.
Büyük değil. Gösterişli değil ama gerçektir.
Sana 3 soru bırakıyorum?
Ne olursa gerçekten mutlu olduğunu hissedersin? Mutluluğu neyle ölçüyorsun?
Şu anki hâlinle kalabildiğinde ne hissediyorsun?
Belki bir halledilecek bir şey bile değildir. Belki mutluluk bir hedef değildir, HİSSETMEKLE İLGİLİDİR…
Elle tutulan bir şey değil kalple hissedilen…
Ama fark edildiğinde, yaşamı sevgi ile kucakladığımız yerdir…