1.Bölüm
BİLİNÇALTI GİZLİ KODLARI
Dua ettiğim halde bir şeyler olmuyor neyi eksik veya fazla yaptım.
Çalışıyorum ama yine tamamlanmayan birçok eksiklerim var.
“Aşkta, parada, ilişkide hep ben mi yetersizim, hep ben mi yanlışım?
Ne yaparsam olmuyor, ben lanetlenmiş biri miyim, yoksa kaderim mi?
Bu sözler yalnızca inançla ilgili değil, bu sözler çocukluktan bugüne kadar getirmiş olduğun deneyimlerin sonuç skalası ile ilgili. Yani Bilinçaltı “inanmıyor.”

Bilinçaltı “kanıt biriktiriyor.” Sana senin düşüncelerini ispatlamak için kanıt biriktiriyor…
Bu sözler alt düzey kontrollü olmak ve hayatta kalmak için hep bildiği yerden çalışan döngülerdir.
Bu artık “kötü düşünme” değil.
Bu bir istatistiksel tahmin mekanizması olarak olana akış da değil, sanı, zannetme ihtimaller ile geçmiş deneyimlerin bütünlüğünü gerçeklik olarak varsayması.
NEDEN DUA VE OLUMLU DÜŞÜNME YETMİYOR?
Çünkü dua ve konuşmalar bilinçte yapılır. Zihinde ve bilinçaltında yani beden hafızasında ki enerji taşıyıcı fasya, kasları, organları, damarları, sinirlerin beden bütünlüğünü birbirine bağlayan tek parça olan bağ dokusu bilinçsizce kullanılan enerji bilinç bozulumuna sebep olur.
Eğer sinir sistemi geçmişe göre alarmdaysa enerji bağlamında bozulmaları beraberinde getirir.
Sen “bolluk” dersin, beden “tehlike” der. Geçmiş bir kaydı hatırlar.
Sen “sevgi” dersin, beden “terk edilme, aldatılma ihtimali” der. Geçmiş ile bağ kurar.
BİLİNÇALTI NEDEN NEGATİFE DAHA ÇABUK İNANIR?
Çünkü beyin hayatta kalma odaklıdır. Duygunun neden orada olduğunu gerçek farkındalığı düşük veya yeterince duyguya değer verip ona tanıklık ederek neden bunu hissettiğini fark etmezsem. Bu duyguyu tehdit gibi alır beden, hayatta kalmak için tehdit gördüğü duygu ile savaşır.
Evrimsel olarak tehdit hafızası, ödül hafızasından daha kalıcıdır.
Bu mekanizmayı ilk detaylı inceleyenlerden biri yine Martin Seligman’dır. Pozitif psikolojinin kurucusu Amerikalı psikolog.
Yani, olumsuz tekrarlar çaresizlik hissini getiriyor. Denemeler de gerçekten sonuç alamamak, beden hafızasında bir bozulma ile ölüm korkusuna inanıyor, deneme enerjin düşüyor, davranışın değişiyor, sonuç değişmiyor, zihin de inanç güçleniyor.

Yani: Pozitif yaklaşım sadece sonuca değil, yapmaya odaklanınca sonucun hayat memat meselesi olarak zihinde düşünce üretmeden bedenle bütünleşerek ileri yeni veya aynı bir deneyimin sonucundan çok yapmakla ilgili alanında bedenin güvende olduğunu korkunun gereksizliğini ona orada deneyimleyerek anca o inancın dönüşümüne başarı olarak alır. Beden.
Ve evet, bunlar dua gibi kabul oluyor.
Çünkü zihin ne söylersek onu gerçekleştirir. Beden ne yaparsak ona inanır.
Beynin temel görevi şudur:
Dikkatini nereye verirsen, oraya kanıt bulur. Neye anlam yüklersen, onu büyütür.
Ama çoğu insanın duası bilinçli değildir.
Dua ve kelime dilimiz, enerji alışverişimiz, hücrelerimizin inanç mimarisidir.
“Ben genelde dışlanırım.”
“Benim işlerim zor olur.”
“Benim emeğim görülmez.”
Zihin bu cümleleri gerçek varsayım olarak alır
ve olayların içinden o kısmı beden kanıt olarak seçer. Sana dualarına ve kelimelerine şahitlik ettirir.
İnsanların birinci şahıs ilişkileri içinde deneyiminler sık tekrarlanan ifadelerin artık kanıt ve inanç ile program bağı vardır:
Zihin eksikliği taramaya alışmış. Onu zorla pozitif yapma. Ona yeni veri ver.
Bilinçaltı veriyle güncellenir.
Bolluğu her yerden her şeyden alarak zihnine ne kadar zengin olduğunu bedeninde hissettirerek minimal denemeler ile başla. Ayakkabıyı giyebilmenin, çatalı tutabilmenin, adım atabilmenin ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu hissettir kendine, düşünceden bedene insin bu hisler ki başlamak büyütmektir… Yokluğunda ne yapardın bu eylemlerin. Sahip olabilmek için bir servet gerekir. O da gerçek bir var olma hali değil…
Kıtlık kodu büyük başarıyı taşıyamaz.
Ama küçük kazanımı taşıyabilir.
Örnek: devamı haftaya