Bir yazı dizemizle yine birlikteyiz. 1.Bölüm

“Umut, uyanıkken görülen rüyadır.” der Aristoteles.
Bu söz ilk bakışta yumuşak, hatta romantik gelir.
Ama biraz durup düşündüğümüzde aslında sert bir gerçekle yüzleştirir bizi, eğer uyanıkken rüya görüyorsak…
Gördüğümüz şey gerçek mi, yoksa sadece görmek istediklerimiz mi?

İşte tam burada umut ile hayal arasındaki ince çizgi başlar. Umut, çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Çünkü biz umudu, olmasını istediğimiz şeylere tutunmak zannederiz.
Oysa umut, bir kaçış değil…yaşam ile kurulan bir bağdır.
Yaşamla kurduğumuz en derin bağlardan biri.

Ama bu bağ iki şekilde kurulabilir. Ya gerçeğin üzerine .Ya da gerçeğin yerine ,hayali

Ve biz çoğu zaman farkında olmadan ikincisini seçeriz. Viktor Frankl şöyle der,
“İnsanı ayakta tutan şey, anlam duygusudur.”

Buradaki kritik nokta şudur. İnsan, gerçek bir anlam bulamadığında…
Zihni kendi anlamını üretir.İşte sahte ve hayali umut tam burada doğar.

Sahte umut ,“Her şey düzelecek” demek değildir.

Sahte umut, “Hiçbir şey değişmese bile ben iyi hali hissedeyim” çabasıdır.

Bu yüzden ,bitmesi gereken bir ilişkiye “düzelir” .Bedenen yoran ama bedeli değeri yeterli olmayan bir işe sebahatkar ve sabırla zamanla düzeleceğini sanırız.

  • Bize zarar veren bir duruma “sabretmeliyim” deriz
  • İçten içe tükendiğimizi bildiğimiz halde “henüz zamanı değil” diye oyalarız kendimizi

Bu umut değildir. Koşullara göre idare etme şeklimizdir.
Bu, zihnin kurduğu bir koruma mekanizmasıdır.

Çünkü gerçek umut cesaret ister. Gerçek umut, önce şunu söyler:
“Bu durum böyle… ve ben bunu görüyorum.”

Kaçmadan , Süslemeden ,Yumuşatmadan , gerçekçi bir bakış açısı ile şimdi ne yapacağını zihinde revize etmekle başlayacaktır.

Biz ise çoğu zaman farklı bir yol seçeriz. Kendimize bir “sahte benlik” yaratırız.

Bu sahte benlik: Daha sabırlıdır . Daha güçlü görünür .Daha çok tolere eder .Daha az ister Ama aslında ,daha az yaşar.

Ve bu sahte benlik sayesinde kendimizi “iyi” hissettiğimizi zannederiz.
Oysa sadece gerçeği ertelemiş oluruz. Bu ertelemenin adı da çoğu zaman “umut” olur.

Peki gerçek umut nedir?

Gerçek umut, hayal kurmak , romantize etmek değildir.
Gerçek umut, gerçekle yaşam ile temas edebilmektir.

Yani: “Bu ilişki , bu iş ,bu yaşam beni beslemiyor” diyebilmek

“Ben aslında ………. hissediyorum” diyebilmek

“Benim aslında ihtiyacım bu değil” diyebilmek .Ve buna rağmen şunu söyleyebilmek. Ben yine de yeni bir şey kurabilirim. Gerçek umut, kontrol etmek değildir.
Gerçek umut, yön almak veya arayışı içine girebilmek. Bu düşünceyi zihinde başlattığımızda umudu romantize etmeden yaşama adım adım ilerlemenin yoluna girilmiş olur. Ve belki de en kritik nokta şudur.

Umut, dışarıda olan bir şey değildir.
Umut, kendine yalan söylemeyi bıraktığın anda gerçeklere yakın ve temas halinde başlar.

Çünkü insan, gerçeği gördüğü anda iki seçenekle karşılaşır. Ya eski hikayesine tutunur…
Ya da bilinmeyene gerçekçi bir adım atar.

İşte umut, o adımın adıdır. Ve belki de sen şimdi, içinden şu cümleyi geçiriyorsun:

“Ben aslında neye umut ediyorum?” Eğer bu soruyu gerçekten sorabiliyorsan…
zaten uyanmaya başlamışsın demektir.

Haftaya . Zihnimizin hakikatimize olan yaklaşımını ve umudunu konuşacağız…

UMUDUN İÇİNDEKİ KANUN : ZİHİN, GERÇEĞİ DEĞİL; DAYANABİLDİĞİNİ SEÇER

İnsan zihni bir “hakikat arayıcısı” değildir. İnsan zihni bir “denge koruyucusudur.”