Son dönemde sosyal medyada, çevremizde hatta bazen sağlık profesyonelleri arasında bile bu iğneler adeta bir “mucize çözüm” gibi anlatılıyor. Peki işin aslı ne?

Bu iğneler, tıpta GLP-1 analogları olarak bilinen ve aslında diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Etki mekanizmaları; mide boşalmasını yavaşlatmak, iştahı baskılamak ve daha çabuk doymayı sağlamaktır. Yani kişi daha az yemek yer, bu da kilo kaybına yol açabilir.

Evet, kilo verdirirler.
Ama burada durup şu soruyu sormak gerekir: Nasıl ve ne pahasına?
Öncelikle şunu net söylemek lazım: Bu iğneler tek başına bir “beslenme eğitimi” sağlamaz. Yani kişi ne yemesi gerektiğini, porsiyon kontrolünü, sürdürülebilir bir yaşam tarzını öğrenmezse, ilaç bırakıldığında kiloların geri gelmesi oldukça yaygındır. Hatta çoğu zaman verilen kilonun daha fazlası geri alınır.

Bir diğer önemli konu yan etkilerdir. Bulantı, kusma, kabızlık, halsizlik ve bazı kişilerde ciddi mide-bağırsak sorunları görülebilir. Ayrıca herkes için uygun değildir. Tiroid hastalığı olanlar, bazı mide problemleri yaşayanlar ya da düzensiz beslenme öyküsü olan kişilerde mutlaka çok dikkatli olunmalıdır.
Asıl gözden kaçan nokta ise şudur:
Kilo vermek sadece iştahı kısmak değildir.
Sağlıklı kilo kaybı; kas kaybı yaşamadan, metabolizmayı koruyarak, kan şekerini dengede tutarak ve kişiye özel bir planla mümkündür.

Zayıflama iğneleri bu sürecin ancak çok sınırlı ve geçici bir parçası olabilir. Asla tek başına çözüm değildir.
Ben bir diyetisyen olarak bu iğnelere tamamen karşı mıyım? Hayır.
Doğru kişide, doğru zamanda, mutlaka hekim ve diyetisyen kontrolünde kullanıldığında destekleyici olabilir. Ancak “iğne vuruldum, kilo verdim, mesele bitti” düşüncesi ne yazık ki gerçeği yansıtmıyor.

Unutulmaması gereken en önemli şey şu:
Kalıcı kilo kaybı, iğnede değil; alışkanlıklardadır.
Beslenmeyi öğrenmeden, bedeni tanımadan ve yaşam tarzını değiştirmeden atılan her kısa yol, uzun vadede bizi tekrar başa döndürür.

Mucize aramak yerine, sürdürülebilir olanı seçmek her zaman daha sağlıklıdır.