Danışanlarımdan en sık duyduğum cümlelerden biri şu:

“Hocam, aslında ne yapmam gerektiğini biliyorum ama iş temposu yüzünden uygulayamıyorum.”

Gerçekten de sorun çoğu zaman bilgi eksikliği değil. Zaman darlığı, stres ve zihinsel yorgunluk sağlıklı beslenmenin önüne geçiyor. Sabah aceleyle çıkılan evler, atlanan kahvaltılar, toplantılar arasında geçiştirilen öğle yemekleri ve akşam “hak ettim” diyerek yapılan kaçamaklar… Bu düzen kısa süreli değil, uzun vadede alışkanlığa dönüşüyor.

ÖĞÜN ATLAMAK MASUM DEĞİL

Öğün atlandığında vücut bunu bir tasarruf sinyali olarak algılıyor. Uzun süre aç kalan beden, sonraki öğünde gelen enerjiyi yağ olarak depolamaya daha yatkın hâle geliyor. Gün içinde düşen kan şekeri, artan tatlı isteği ve akşam kontrolsüz yeme atakları da bunun doğal sonucu.

Burada mesele daha az yemek değil, daha düzenli yemek.

STRES VE KİLO ARASINDAKİ GİZLİ BAĞ

Yoğun iş temposu beraberinde stresi getiriyor. Sürekli zihinsel yük altında olan bireylerde stres hormonları artıyor ve bu durum özellikle karın bölgesinde yağlanmayı tetikliyor. Üstelik stresliyken yapılan besin seçimleri genellikle hızlı, pratik ama sağlıksız oluyor.

MÜKEMMEL BESLENME GERÇEKÇİ DEĞİL

Yoğun çalışan biri için her öğünü saatinde ve kusursuz geçirmek çoğu zaman mümkün değil. Burada önemli olan mükemmel olmak değil, uygulanabilir olmak. Bazen doğru planlanmış bir sandviç, yanlış bir ana öğünden çok daha iyi bir seçim olabilir.

KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLER BÜYÜK ETKİ YARATIR

Güne tamamen aç başlamamak, basit ara öğünler planlamak, su içmeyi hatırlatacak küçük alışkanlıklar edinmek ve akşam yemeğini günün telafisi gibi görmemek… Bunlar küçük ama sürdürülebilir adımlar.

SONUÇ OLARAK

Yoğun iş hayatı sağlıklı beslenmenin önünde gerçek bir engel olabilir. Ancak doğru yönlendirme ile bu süreç yönetilebilir hâle gelir. Sağlıklı beslenme, hayatı zorlaştırmak değil; hayatın içine uyum sağlamaktır.

Amaç hayatı beslenmeye uydurmak değil,

beslenmeyi hayata uydurmak.