Tarihin bazı şehirleri vardır ki yalnızca taşlardan ve sokaklardan ibaret değildir; onlar medeniyetin, kültürün ve Türk tarihinin hafızasını taşır. İran’ın güneyinde yer alan Şiraz, işte böyle kadim şehirlerden biridir. İlk bakışta bir Fars kültür merkezi gibi görünse de derinlerine indiğinizde Şiraz’ın Selçuklular ve Kaşkay Türkleriyle örülmüş tarihini, ilim ve edebiyatla yoğrulmuş geçmişini keşfedersiniz. Bu şehir, asırlardır farklı medeniyetlerin buluştuğu ve Türk izlerinin silinmediği bir ilim, sanat ve siyaset merkezi olarak yaşamaya devam etmektedir.
Şiraz’ın tarih sahnesindeki yükselişi özellikle Orta Çağ’da belirginleşir. Bölge, farklı dönemlerde Türk hanedanlarının hâkimiyet alanı içinde yer almıştır. Büyük Türk devletlerinden biri olan Büyük Selçuklu Devleti, İran coğrafyasının büyük bölümünü yönetirken Şiraz da bu siyasi ve kültürel atmosferin önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Selçuklu idaresiyle şehir yalnızca idari bir merkez değil, aynı zamanda ilim ve sanatın geliştiği bir kültür havzasına dönüşmüştür.
Bugün İran’ın önemli kültür şehirlerinden biri olan Şiraz’ın nüfusu yaklaşık 1 milyon 700 bin civarındadır. Bahçeleri, tarihi camileri ve türbeleriyle şehir adeta yaşayan bir kültür müzesini andırır. Şehrin simgelerinden biri olan Hafız Türbesi, yalnızca bir mezar değil aynı zamanda düşünce ve şiir mekânıdır. İnsanlar burada şiir okur, düşünür ve geçmişin büyük şairleriyle gönül bağını tazeler.
Şiraz denildiğinde akla gelen ilk şeylerden biri elbette şiirdir. Şehir, dünya edebiyatının önemli şairlerinden bazılarını yetiştirmiştir. Bunların başında Sadi Şirazi ve Hafız-ı Şirazi gelir. Sadi’nin hikmet dolu sözleri ve Hafız’ın derin anlamlarla örülü şiirleri yüzyıllardır yalnızca İran’da değil, bütün İslam dünyasında okunmaktadır. Osmanlı sarayında bile bu iki büyük şairin eserleri büyük ilgi görmüş, divan edebiyatının birçok ustası onlardan ilham almıştır. Böylece Şiraz’ın edebî mirası Türk kültür dünyasında da güçlü bir karşılık bulmuştur.
Şehrin tarihi yalnızca edebiyatla sınırlı değildir. Şiraz aynı zamanda tarih boyunca ticaret yollarının kesiştiği önemli bir merkez olmuştur. İpek Yolu’nun güney güzergâhına yakın konumu sayesinde şehir, tüccarların ve seyyahların uğrak noktalarından biri hâline gelmiş, bu hareketlilik farklı kültürlerin burada buluşmasına zemin hazırlamıştır.
Şiraz’ın Türk Dünyası açısından bir başka önemli yönü de bölgede yaşayan Türk topluluklarıdır. İran’ın güneyinde, özellikle Fars eyaleti çevresinde yaşayan Kaşkay Türkleri, yüzyıllardır bu coğrafyada varlıklarını sürdürmektedir. Günümüzde Kaşkay Türklerinin nüfusunun yaklaşık 2 milyon civarında olduğu bilinmektedir ve bu nüfusun önemli bir bölümü Şiraz ve çevresinde yaşamaktadır. Göçebe ve yarı göçebe kültürleriyle tanınan Kaşkaylar, Türk dilini ve geleneklerini büyük ölçüde koruyarak bu coğrafyada Türk kimliğinin canlı kalmasına katkı sağlamaktadır.
Asırlar boyunca nice hükümdarların, şairlerin ve seyyahların uğrak yeri olan Şiraz bugün de aynı kadim ruhu taşımaya devam eder. Bu şehrin sokaklarında yalnızca Fars edebiyatının izleri değil, aynı zamanda “Selçuklu çağının devlet aklı, Türk obalarının nefesi ve Kaşkay Türklerinin yaşayan kültürü hissedilir.” Bu yüzden Şiraz’a bakarken yalnızca bir şehri değil, Türk tarihinin geniş coğrafyasına yayılan izlerini de görürüz. Çünkü Türk dünyası yalnızca haritalarla çizilmiş bir sınır değildir. Bazen bir şehirde yaşayan bir hatıra, bazen bir şiirde saklı bir ses, bazen de bir oba ateşinde korunan kimliktir. Şiraz da işte bu büyük hafızanın sessiz ama güçlü şehirlerinden biridir.
Sevgili dostlar, her hafta kadim bir Türk yurduna yolculukta hala Anadolu ve Balkanlar’a gelemedik. Bunun asıl sebebi Türkistan toprakları bizim Ata yurtlarımız ve o coğrafya hala buram buram Türklük tüter. Bu sözün üzerine, “Altaylardan Tuna’ya”, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” diyerek ruhumuzu tazeliyoruz. Allah’a emanetsiniz…