Türk dünyasının kalbinde, asırlardır dimdik ayakta duran bir şehir vardır: KERKÜK. Bu şehir, yalnızca bir coğrafya değil; Türklüğün hafızası, sabrı ve direncidir. Kerkük, tarih boyunca silinmek istense de silinmeyen bir kimliğin, susturulmak istense de susmayan bir sesin adıdır.
Kerkük’ün tarihi, Türk tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır. Büyük Selçuklularla birlikte başlayan Türk hâkimiyeti, bu topraklarda kök salmış; şehir, özellikle Osmanlı Devletidönemi boyunca önemli bir merkez hâline gelmiştir. Osmanlı idaresinde Kerkük, yalnızca bir sancak değil; ilmin, ticaretin ve kültürün kesiştiği bir medeniyet havzası olmuştur. Bu yönüyle Kerkük, Türk-İslam medeniyetinin sahadaki güçlü temsilcilerinden biri olarak öne çıkmıştır.
Bugün Kerkük, Irak’ın en stratejik şehirlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Bununla birlikte bize ırak değildir. Yaklaşık bir milyona yaklaşan nüfusu içinde Türkmenler, şehrin asli unsurlarından biri olarak varlığını devam ettirmektedir. Kerkük’te Türk varlığı, yalnızca demografik bir unsur değil; tarihî bir hakikat ve kültürel bir sürekliliktir. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Kerkük Türkleri, dillerini, geleneklerini ve kimliklerini büyük bir dirayetle korumuş; her türlü zorluğa rağmen Türklüğün sarsılmaz temsilcisi olmuştur.
Kerkük’ün sokaklarında dolaşırken bir medeniyetin izleriyle karşılaşılır. Bu şehir, yetiştirdiği önemli şahsiyetlerle de Türk kültür tarihine damga vurmuştur. Özellikle Fuzuli gibi büyük bir Türk şairin bu coğrafyayla olan bağı, Kerkük’ün edebî ve kültürel derinliğini anlamak açısından son derece kıymetlidir. Fuzuli (1483-1556), Oğuzlar'ın Bayat boyuna mensup, Azerbaycan sahası Türk edebiyatının en önemli lirik şairi kabul edilen bir Türk divan şairidir. Azerbaycan Türkçesi ile eserler vermiştir. Bunun yanında Kerkük, yüzyıllar boyunca nice âlim, sanatçı ve fikir insanı yetiştirerek Türk dünyasına katkı sunmuştur.
Kerkük denildiğinde akla gelen bir diğer önemli unsur ise türkülerdir. Kerkük türkülerinde yankılanan hüzün, aslında bir milletin yaşadığı acıların, özlemlerin ve direnişin sesidir. Bu türküler, sadece birer müzik eseri değil; Türklüğün hafızasında yer eden sözlü tarih belgeleridir.
Türkiye açısından Kerkük’ün anlamı ise çok daha derindir. Kerkük, Türkiye’nin sınırlarının ötesinde kalan bir şehir değil; gönül coğrafyasının ayrılmaz bir parçasıdır. Burada yaşayan Türkmenler, Türkiye ile tarih, dil ve kültür bağıyla bağlıdır. Bu nedenle Kerkük’te yaşanan her gelişme, Türkiye’de yakından hissedilir; Kerkük’ün kaderi, Türkiye’nin vicdanında karşılık bulur. Kerkük’te biri nezle olsa Ankara’da birimiz öksürük oluruz. Bir elmanın iki yarısı gibi...
Bugün Kerkük, sahip olduğu zengin petrol kaynaklarıyla sadece bölgesel değil, küresel düzeyde de dikkat çeken bir şehir konumundadır. Ancak Kerkük’ü asıl önemli kılan, yer altındaki zenginliklerinden ziyade; yer üstünde taşıdığı tarih, kimlik ve kültürel mirastır.
Kerkük, Türk dünyasının yaşayan hafızasıdır. Bu şehir, Türklüğün zamanla silinmeyen izidir. Her türlü baskıya ve zorluğa rağmen ayakta kalan Kerkük Türkleri, aslında bütün Türk dünyasına güçlü bir mesaj vermektedir: “Kimlik, ancak ona sahip çıkıldığında yaşar”.
Ve nihayetinde… Kerkük, sadece bir şehir değildir. O, bir milletin hafızasıdır. Bir kimliğin direnişidir. Bir gönül coğrafyasının en hüzünlü ama en vakur sesidir.
Unutulmadıkça yaşayacak, yaşadıkça Türklüğün sesi olmaya devam edecektir.
Var olsun…