Bazı günler fiziksel olarak değil, zihinsel olarak tükenmiş hissederiz. Gün boyunca bitmeyen işler, sürekli çalan telefonlar, alınması gereken kararlar… Günün sonunda kendimizi mutfakta bir şeyler ararken buluruz. Aslında aç değilizdir, ama beynimiz bir ödül ister.
Zihinsel yorgunluk, bedenimiz kadar beynimizi de etkiler. Yorgun bir zihin, enerjiyi hızlı yükselten besinlere yönelir; çoğu zaman da bu şekerli, yağlı ve bol kalorili yiyeceklerdir. Bu noktada yeme davranışımız fizyolojik değil, tamamen duygusaldır. “Bir parça tatlı yiyeyim, rahatlayayım” deriz ama o parça çoğu zaman büyür gider.
Bunun farkına varmak ilk adımdır. Çünkü duygusal yeme, çoğu zaman bastırılmış stresin, öfkenin ya da yorgunluğun dışavurumudur. Gerçek açlık ile duygusal açlık arasındaki farkı anlamak, hem bedenimizi hem zihnimizi dinlemekle mümkündür.
Belki bir yürüyüş, birkaç derin nefes ya da bir fincan bitki çayı… Bazen sadece durmak bile yeter. Yemek, ruh halimizin ilacı değil; bedenimizin yakıtı olmalı.
Unutmayın, doyurulması gereken her zaman mide değildir; bazen sadece zihnimiz biraz dinlenmek ister.