Köy’de eskiden bir söz vardı:
“Devlet kapısı sağlamdır.”
İnsanlar o kapının önüne gönül rahatlığıyla giderdi.
Tapusunu teslim ederken içi huzurluydu.
Çünkü bilirdi ki; devletin mührü, imzadan da güçlüdür.
Artık o söz 103. Köy’de fısıltıyla söyleniyor.
Çünkü bugün gelinen noktada vatandaş şunu soruyor:
“Tapuya bile güvenemeyecek miyiz?”
Bir arsa düşünün…
Sahibi yurt dışında.
Tapusu burada.
Ama satışı sahibinden habersiz.
Bu basit bir dolandırıcılık hikâyesi değil.
Bu, vatandaşın devlete olan son güven kırıntısının da sarsılmasıdır.
Meraklı Şirin öfkeyle soruyor:
“Şirin Baba, tapu devri yaparken müdür yardımcısına da mı, müdüre de mi şüpheyle bakacağız artık?”
Cevap yok.
Çünkü cevaplar bu köyde çoktan dosyalara kilitlendi.
Önce bir Şirin başka köye gönderildi.
Yetmedi.
Sonra bir Şirin tutuklandı.
O da yetmedi.
Ardından köyün en tepesindeki Şirin için gözaltı haberi geldi.
Ve hâlâ çıkıp “münferit” diyenler var.
Zeki Şirin artık hesap yapmıyor.
Çünkü bu iş rakam işi değil.
Bu iş ahlak, vicdan ve emanet meselesi.
Köy’de insanlar tapu devri yaparken sevinemiyor.
İmza atarken eli titriyor.
Evrak teslim ederken arkasını kolluyor.
Şaşkın Şirin isyan ediyor:
“Biz artık en basit işlemde bile dolandırıldık mı diye mi yaşayacağız?”
Evet.
Çünkü dolandırıcılık artık sokakta değil.
Artık masada.
Dosyada.
Mühürde.
İnsanların iyi niyeti öyle hoyratça istismar edildi ki,
dürüstlük safdillik,
şüphe ise refleks oldu.
Vatandaş kendini sorguluyor,
ama koltuklar yıllarca sorgulanmıyor.
Ve en ağır hasar burada:
Devlete duyulan güven,
bir tapu gibi sessizce el değiştiriyor.
Şirin Baba en sonunda bastonunu öfkeyle yere vurdu.
103. Köy sustu.
Ve o söz tarihe not düştü:
“Tapunun değil, vicdanın devri yapılmış!
Ve bu köyde artık kimse masum değil.”
Köy’den bildiriyoruz.
Alanya yazıyor, köy yanıyor.
Bu yazı susmayacak.