YAŞAMANIN ANLAMI NEDİR?

4. ve Son Bölüm
Buraya kadar geldiğimizde sorduk kendimize, duyguyu hissettik, olayla yüzleştik.
Şimdi en kritik yerdeyiz. Sürdürebilirlik ve bunun yaşamındaki katkılarından beslenebilmek.
Çünkü çoğu insan başlar, ama sürdüremez. Peki…
Neden? Çünkü yine eski alışkanlıklara döner. Yine kendini bastırır. Yine “idare etmeye” başlar ve fark etmeden tekrar hayatta kalma moduna girer. İyi ve uyumlu olma… Bir anda aydınlanmak değildir.
Gerçekten yaşamak, bir kere fark edip sonra hep öyle kalmak da değildir.
Gerçek yaşam, her gün yeniden olayların, durumların, duyguların içinden kendini seçmektir.
Peki bu yolda dağılmadan nasıl kalınır? Mükemmel olmaya çalışmadan. Çünkü seni en çok dağıtan şey, hep doğru zannettiğin öğretili olanı hissetmeliyim düşüncesidir.
Hayır. Bazen düşeceksin, eskiye döneceksin, yine korkacaksın, yine hata yapacaksın. Bu insani özelliklerin asla utanılacak, eksik ve değersiz, başarısız hissetmeden geçekten yaşayacaksın.
Ama fark şurada artık kendini bırakmayacaksın. Olaylar içinde kaybolmadan var olacaksın. Eskiden ne yapıyordun?
Korktuğunda kaçıyordun. Üzüldüğünde bastırıyordun. Yalnız kaldığında kendini değersiz hissediyordun.
Şimdi ne yapıyorsun?
Duruyorsun, bakıyorsun, hissediyorsun, duygunun senin o an hissettiğin bir sinyal olduğunu ve tehdit mi, değil mi bunun farkını fark etmeyi öğrendin. Ona göre davranış geliştirişin.
İşte sürdürülebilir yaşam tam olarak budur. Kendinle bağını koparmadığında,
hayat seni dağıtamaz. Çünkü artık iletişim arzun, anlaşılma isteğin, değer görme çaba referansın ve enerjin dışarısı değil, içerisi.
Kim ne dedi, ne yaptı, ne düşündü… Bunlar eskisi kadar belirleyici olmaz. Hayatına dürtüsel yön veremez. Artık sen kendinin iç sesini duyuyorsundur.
Ama burada ince bir nokta var, Kendini duymak cesaret ister. :)))
Çünkü bazen duyduğun şey hoşuna gitmez.
Bir ilişkide kalmak istemediğini, bir ortamın sana iyi gelmediğini, bir rolün artık sana dar geldiğini fark edebilirsin. Bunu katlanmak, sabretmek günün sonunda bir ödül ve zaman kaybı veya başarısızlıkmış gibi görebilir. Kendine yüklenmen ve suçlaman da söz konusu olabilir…
Şunu da unutmayalım. Denedin ve olmadı… Bunu kabullenmek yaşamına yeni bir bakış açısı getirecektir.
İşte gerçek yaşam burada başlar. Konforu değil, gerçeği seçtiğinde.
Peki nasıl sürdürülebilir olur? Büyük değişimlerle değil, küçük kendine sadakatlerle.
Kendine sadakat. Bugün ne hissediyorsan, onu inkâr etmemek.
İstemediğin bir şeye “evet” dememek. Yorgunken kendini zorlamamak. Gerçeği saptırmamak, içinden geleni küçümsememek.
Bu küçük görünen şeyler,
seni kendine bağlayan en büyük köprülerdir.
Ve şunu net gör, bu bir varış noktası değil. “Oldum” diyeceğin bir yer yok.
Bu bir yol. Varoluşun gerçek yolu, senin yolun ve sen yürüdükçe derinleşen bir yol. Anlam kazanan, seni yaralarınla kazanç ve kayıplarınla taşıyan yol…
Bazen yavaş, bazen zor, bazen belirsiz… Ama gerçek.
Belki de en önemli dönüşüm şu. Artık hayatı kontrol etmeye çalışmıyorsun.
Onunla temas kuruyorsun olduğu gibi yaşamayı seçiyorsun.
Kaçmıyorsun, savaşmıyorsun, donmuyorsun, olanı olduğu anda yaşıyorsun… Anda yaşamak demek tamda bu… Son olarak…
Kendine şunu hatırlat. Sen eksik veya değersiz değilsin. Davranışlara maruz kaldığın yer sana uygun olmayabilir. Bu davranışları taşıyabilir misin? Bu sadece bir seçim olur.
Sadece kendinden uzak kalmış olabilirsin.
Şimdi geri dönüyorsun. Her fark edişte, her dürüst anda, her gerçek histe…
Biraz daha kendine işte yaşamanın anlamı tam olarak burada diyebilirsin.
Kendinden kaçmadan yaşayabilmek.
Bu yol bittiği için değil, sen yürümeye başladığın için tamamlandı.
Ve artık biliyorsun. Hayat seni beklemiyordu…
Sen ‘bu yolda kendine gelmeyi’ bekliyordun.
Kendine hoş geldin.