YAŞAMANIN ANLAMI NEDİR? 2. Bölüm


Geçen hafta sorduğumuz soru hâlâ içimizde yankılanıyor.
“Ben yaşıyor muyum, yoksa sadece hayatta mı kalıyorum?”
Bu hafta o sorunun içine biraz daha yürüyelim…
Çünkü bazı sorular cevap bulmak için değil, insanı kendine yaklaştırmak için vardır.
Yaşamak dediğimiz şey, aslında dışarıda değil, bu hayatta kalma modu olur.
İçeride başlayan yaşamdır. Tam anlamı ile yaşamı olduğu gibi hissetmenin var oluşudur.
Ve çoğu zaman biz dışarıyı düzenlemeye çalışırken, içeride olanı duymayı erteleriz.
Oscar Wilde şunu söylüyor:
“Başka biri olmaya çalışma, çünkü o roller zaten dolu.”
Yani, sen başkası gibi olmaya çalıştığında kendinden uzaklaşırsın, sürekli yetersiz hissedersin, hep bir eksik tarafın varmış gibi gelir çünkü zaten o kişi sen değilsin.
Ama kendin olduğunda kıyas ortadan kalkar. Zorlanma azalır, içinde bir rahatlama başlar
Senin hissettiğin gibi hisseden başka biri yok.
Biraz daha derin bakalım. Çoğu insan hayatını şöyle geçirir. Nasıl görünmeliyim? Ne derler?
“Doğru olan bu mu? Ama biz ne yapıyoruz?
Hissettiğimiz boşluğu doldurmak için daha çok kontrol etmeye, düzeltmeye veya durumu kurtarmaya çalışıyoruz, daha çok susuyoruz…
Oysa bazen yaşamak, tam tersidir. Bir şeyi düzeltmeden olduğu gibi görebilmektir.
Bir duyguyu değiştirmeden onunla kalabilmektir.
Kendine şu soruyu sor: “Olan olayı değiştirmeye mi çabalıyorum? Burada hissettiğim duyguyu bastırıyor muyum? Yoksa olan olayı olduğu gibi hissediyor muyum?

Duygunu hemen “geçsin” diye bastırıyor musun?
Düşünceni “uygun değil” diye susturuyor musun?
Ve kaç kez kendine olan hislerine rağmen güçlü görünüyorsun? Korkusuzca hislerinle kendin olabildiğin yerde sevilmeme, yalnız kalma, terkedilme, dışlanma sorumluk alarak büyümüş bir yetişkin gibi davranışımızla hayatı gerçek yaşama sorumluluğunu alıyoruz. Yaşamanın başka bir anlamı var mıdır ki?
Belki de bu yüzden yoruluyorsun. Çünkü yaşamak, rol yapmak değildir. Yaşamak, maskeyi bırakabilmektir.
Bir bilge şöyle söyler:
“Olduğun şey olma cesaretini göster.” Yada HİÇ olma … Friedrich Nietzsche


Gerçekçi bir Cesaret. İşte burada başlar.
Çünkü yaşamak her zaman rahat değildir. Hatta çoğu zaman rahatsız edicidir.
Gerçeklerle yüzleşmek, kaçtığın duygularla karşılaşmak,
Kendine dürüst olmak… Kolay değildir.
Ama şunu fark et. Sen kendinden kaçtıkça hayat da senden uzaklaşır.
Belki de bugüne kadar güçlü olmayı yanlış anladın.
Güçlü olmak. Hiç kırılmamak değil, kırıldığında kendini inkâr etmemektir.
Yani, kaçtığın şey, aslında sana kapı olabilir. Örnek yalnız kalmaktan mı kaçıyorsun?
Sakındığın şey, aslında seni özgürleştirebilir.
Peki şimdi ne yapacağız?
Hayatı bir anda değiştirmeye çalışma. Bu da yine zihnin bir tuzağı olur.
Büyük kararlar değil… Küçük fark edişler iyileştirir.
Bugün sadece şunu dene. Bir an geldiğinde dur ve kendine sor.
“Şu an ne hissediyorum?”
Cevap güzel olmak zorunda değil. Doğru olmak zorunda da değil. Sadece gerçek olsun, yeter. Çünkü yaşamak, doğru hissetmek değil. Gerçek hissetmektir. Acı, hüzün, neşe, değersiz, yetersiz, eksik, muhtaç, kötü, iyi bunlar gerçekten yaşamakla ilgilidir. Kaçmadığımız sürece biz bunlarız. Gerçeğiz.
Ve belki de en önemlisi, kendine izin vermek, üzgün olmaya, kızmaya, sevmeye, istemeye izin vermeye başladığında özgürce yaşamanın anlamını anlayabilmeyi bunların insanın olmanın en temel varoluşsal hisleri olduğunu anlar ve anlamlı yaşarız. Bunu fark ettiğin an, değişim başlar.
Ve işte tam burada gerçek yaşamın kapısı aralanır.
Haftaya, bu kapıdan nasıl geçileceğini konuşacağız. Korkularla nasıl kalınır? İç ses nasıl duyulur ve insan kendi yolunu nasıl seçer? Hayat, seni beklemiyor. Ama sen kendini bekletiyor olabilirsin.
Haftaya buluşmak üzere…
Hatice İşbilir @hisbilir72