3. Bölüm
Geçen iki haftadır bir kapının önünde durduk.
Sorduk, hissettik, fark ettik… Şimdi o kapıdan içeri girme zamanı.
Çünkü anlam, kapının önünde düşünerek değil, içeri girerek bulunur. Gerçekten yaşamak, belki de korkunun olmadığı bir hayat değil, korkuya rağmen atılan adımdır.
Çoğu insan korkuyu yanlış anlar. Korku geldiğinde geri çekilir. Oysa korku çoğu zaman şunu söyler, burada gelişim direncin bitişi yüzleşme ve büyüme var.
Yalnız kalmaktan korkuyorsan, orada kendinle yüzleşme olanları anlama fark etmek kendinle tanışma vardır.
Sevilmemekten korkuyorsan, seni zaten herkes senin istediğin gibi sevmeyecek. Orada kendini nasıl ihmal ve kendine yaptığın ihanetlerin değer verme dersi vardır.
Terk edilmekten korkuyorsan, kendini yaşamamış başkalarının hayatına eşlik etmiş kendini terk etmiş, şimdi orada kendini terk etmeden kendinle kalma gücü vardır.
Yani korku, düşman değil, yön göstericidir.
Peki korkuyla nasıl kalınır? Onu yok etmeye çalışmadan.
Geçsin diye bastırmadan. Sadece fark ederek. Bir anda duygu geldiğinde kaçmak yerine o duygunun içinde durmak ve onun sana ne yaptığını hissetmek, bu duyguyu yaşamaktır. Kaçmadan şimdi kendine sor: “Şu an neden korkuyorum?”
Cevabı değiştirme, yorum yapma, sadece dinle, onu hisset. Sana ne sağladığını fark et.
Çünkü korku, susturulmak için değil ,gelişmek ilerlemek beyin gücünün potansiyelini ortaya çıkarmak için olan duygudur… Bu duygu duyuldukça hissedildikçe insan beyni çözülür. Akıl ortaya çıkar… İç ses dediğimiz şey de tam burada başlar.
Ama çoğu insan iç sesi ile zihnin sesini karıştırır. Zihin konuşur, “Ya yanlış yaparsan?”
“Ya kabul edilmezsen?” “Ya yetmezsen?” İç ses ise daha sakindir. Panik ve korku yoktur.
Bağırmaz zorlamaz çabalamaz. Sadece hissederek bilir, iç ses huzur verir, zihin baskı kurar.
İç ses sade olur, zihin karmaşık ve kaygılı. Bu yüzden iç sesi duymak için önce yavaşlamak gerekir.
Kendi yolunu bulmak da böyle başlar. Başkalarının doğrularını bıraktığında, kendi gerçeğin görünür olur. Herkesi memnun etmeye çalıştığında kendini kaybedersin.
Ama kendine dürüst olduğunda hata yaptım, yalan söyledim, bunu aslında istemiyordum ama yaptım, bu bana uygun değil gibi dürüstçe kendine ihanet etmeden kendini kandırmadan dürüst olduğun an yol netleşir. Bu seni ne zengin ne fakir ne güzel ne çirkin ne iyi ne kötü yapar… Sadece huzurlu bir insan yapar…
Kendi yolunda olmak, her şeyin kolay olması değildir. Ama içinin “evet” ben buyum demesidir.
Belki de bugüne kadar yanlış kapılarda kendini aradın. Kabul görmekte, sevilmekte,
onaylanmakta…
Ama gerçek şu insan, kendine döndüğü yerde başlar.
Şimdi kendine küçük bir alan aç, bugün sadece bir kez bile olsa kendini seç.
Bir duygunu bastırmak yerine hisset. Bir isteğini ertelemek yerine kabul et.
Bir “hayır”ı içinde tutmak yerine söyle. Küçük ama gerçek bir adım.
Çünkü yol, büyük kararlarla değil dürüst adımlarla açılır.
Ve şunu unutmayalım, hayat dışarıda akan bir şey değil.
Bizim içimizde açılan bir yoldur. O yolu kimse senin yerine yürüyemez.
Ama sen yürümeye başladığında, yol zaten seni bekliyor olur.
Haftaya son bölümde, bu yolun içinde nasıl kalınır, nasıl dağılmadan boğulmadan ilerlenir
ve gerçek yaşam nasıl sürdürülebilir onu konuşacağız…
Çünkü başlamak kadar devam etmek de bir sanattır.