2. Bölüm
UMUDUN İÇİNDEKİ KANUN, ZİHİN, GERÇEĞİ DEĞİL; DAYANABİLDİĞİNİ SEÇER
İnsan zihni bir “hakikat arayıcısı” değil de, insan zihni bir “denge koruyucusudur.”
Yani amaç gerçeği görmek değil. Gerçeğin varlığından dağılmamaktır.
Carl Gustav Jung bunu çok net bir şekilde ifade eder:
“İnsan, bilinçdışıyla yüzleşene kadar öğretisini yaşar ve buna kader der.”
Buna şöyle de bakabiliriz. Sen bir şeyi “umut” zannederken o şey aslında seni aynı döngüde tutuyorsa, orada bir seçim yoktur. Orada otomatiklik bir alışkanlık ve güvenli alan tatmini vardır.
Bu bir kanun gibi hayatımızda işler.
Zihin, seni korumak için gerçeği çarpıtır. Çarpıtılmış gerçek, “umut” gibi hissettirir ve sen, değişmek yerine dayanmayı seçersin. Umut zannı ile çaresizce beklemeyi. Esas olan ise gerçek bir değişimi görebilmek bunun için umut edebilmek. Umut bilinmezliktir.
Ve bilinmezlik, zihin için tehdittir. Yaşamayı seçimler yapmayı tehdit olarak algılar.
Bu yüzden zihin şöyle şu şekilde manipüle edebilir.
“Biraz daha sabret” Belki düzelir” Şimdi bozma” sorun çıkrama herkes böyle yaşıyor”
Ama burada çok kritik bir ayrım var,
Umut sana hareket verir. Sahte umut seni bekletir.
Eğer bir umut, seni sürekli aynı yerde tutuyorsa, seni harekete geçirmiyorsa, seni küçültüyorsa ve seni susturuyorsa o umut değil, o ertelenmiş bir yüzleşmedir.
Burada ikinci bir kanun devreye girer. Zihin, alıştığı acıyı, bilmediği iyiliğe tercih eder.
Bu yüzden biz insanlar, tanıdık yalnızlığı bırakmaz, alıştığı değersizliği terk edemez, bildiği hayal kırıklığını yeniden üretir. Umut veya sabır olarak da bakabiliriz duruma.
Oysa gerçek umut, kaygılı ortamda konforlu değildir. Gerçek umut, eskiyi bırakmayı ister, kontrolü bırakmayı ister, belirsizliğe adım atmayı ister, yani seni büyütür ama önce sarsar.
Irvin D. Yalom der ki,
“İnsan değişmek için önce mevcut durumunun katlanılamaz olduğunu fark etmelidir.”
İşte bu fark ediş… Umudun başlangıcıdır.
Çünkü o noktada artık şunu görürsün: “Ben aslında umut etmiyordum…
Ben sadece kendimi oyalıyordum.
Ve işte tam burada gerçek bir kapı açılır. Artık umut, bir beklenti olmaktan çıkar.
Bir seçim haline gelir.
Gerçek umut şunu der: “Evet… Bu böyle.
Ve ben buna rağmen kendim için yeni bir yol açacağım.
Umut! Birine bağlı değildir. Bir sonuca bağlı değildir. Bir ihtimale bağlı değildir. Umut, senin içsel hayat yaşama duruşundur.
Ve belki de en sade haliyle şu cümlede toplanır, “Ben gerçeği görmeye hazırım.”
Çünkü insan gerçeği gördüğünde artık kendini kandıramaz, oyalamaz, sahte benliklerle var olmaya çalışmaz. “Yaşama umutla sarılmaya, sarsılsam da buradayım varım” demeye yol açar…