TÜRKİYE YİNE ÇOCUKLAR İÇİN AYAĞA KALKTI

Şirinler Köyü’nde öğle saatleriydi. Çocuklar Şirinler Bahçesi’nde oynuyor, günün sıradanlığı küçük kahkahalarla bölünüyordu. Gökyüzü açık ama havada tuhaf bir ağırlık vardı; sanki yaklaşan bir haber, köyün üstüne henüz düşmemişti.
Meraklı Şirin yaklaştı:
— “Şirin Baba… Yine ne oldu?”
Şirin Baba gözlerini yere indirdi:
— “Evlat… Bazı sorular artık masal gibi anlatılamıyor. Çünkü gerçek, masaldan daha karanlık hale geldi.”
Tam o sırada köyün dışından gelen haber, bahçedeki neşeyi bir anda susturdu. İki farklı şehirde, iki okulda yaşanan silahlı saldırılar… haberler kısa sürede büyüyor, ülkenin her köşesinde aynı soru yankılanıyordu: Bir çocuk nasıl olur da şiddetin merkezine sürüklenirdi?
O an Şirinler Bahçesi’nde oyun yarıda kaldı. Ellerindeki toplar yere düştü, ekranlara bakan gözler bile bir süre donup kaldı.
Şirin Baba ağır ağır konuştu:
— “Bir zamanlar kötülük, kapıyı çalardı. Şimdi kapı diye bir şey kalmadı. Kötülük, içeride doğuyor.”
Meraklı Şirin sustu. Ama bakışları ciddileşti.
— “Nasıl yani?”
Şirin Baba devam etti:
— “Bugün çocuk dediğin şey, sadece oyun oynayan bir varlık değil… Aynı zamanda hedef alınan bir zihin. Ve bu zihin, görünmeyen bir ağın içinde şekilleniyor. Kimileri buna internet diyor… kimileri bilgi çağının mucizesi… Ama aynı ağ, yanlış ellerde bir beyin yıkama makinesine dönüşebiliyor.”
İşte tam da bu noktada Şirin Baba bir an durdu, köyün ortasına baktı ve sesi daha ağırlaştı:
— “Bir zamanlar insanın çevresinde sınırlar vardı. Ev vardı, sokak vardı, komşu vardı, denetim vardı. Şimdi ise her şey görünmez bir akışın içinde kayboldu. Ne kapı kaldı ne de gerçek bir filtre. Çocuklar hem korunuyor gibi yapılıyor hem de aslında kontrolsüz bir dünyanın içine bırakılıyor.”
Usta Şirin sessizce başını salladı.
Şirin Baba devam etti:
— “İşte mesele tam da bu. Sınır olmayınca, kontrol de olmuyor. Ve kontrolsüz güç, sadece bilgi üretmiyor… Aynı zamanda yönlendiriyor.”
Bir an sessizlik oldu.
Şirine dayanamayıp sordu:
— “Peki, çocuklar nasıl değişiyor? Nasıl oluyor da masum bir çocuk, bir anda korkunç bir olaya sürüklenebiliyor?”
Şirin Baba’nın sesi daha da ağırlaştı:
— “Hiçbir çocuk bir anda değişmez. Önce yalnızlaşır. Sonra duyguları dijital bir boşluğa taşınır. Orada görünmez odalar vardır… Sohbet odaları, oyun odaları, gruplar… Ve o odalarda bir şey olur: Yavaş yavaş gerçeklik duygusu çözülür.”
Meraklı Şirin ürperdi:
— “Gerçeklik mi?”
— “Evet… Evlat. Bir çocuk artık ekranın içindeki sesi, evdeki sesten daha çok duymaya başlıyorsa; orada bir kırılma başlar. O kırılmadan sonra gelen şey çoğu zaman ‘emir’ olur. Oyun gibi başlar… Görev gibi devam eder… Ve sonunda geri dönüşü olmayan bir noktaya gelir.”
Usta Şirin yumruğunu sıktı:
— “Mavi Balina gibi mi?”
Şirin Baba gözlerini kapattı:
— “Evet… Bir dönem buna benzer şeyler konuşuldu. Görevler, sınamalar, psikolojik yönlendirmeler… Ve en sonunda gençlerin kendine zarar verdiği vakalar… Ama mesele sadece o isimler değil. Mesele sistemin kendisi.”
Meraklı Şirin sessizce sordu:
— “Kim yapıyor bunu?”
Şirin Baba cevap vermedi. Sadece şunu söyledi:
— “Bazen bir kişi… Bazen bir yapı… Bazen de sadece kontrolsüz bir boşluk.”
Köyde rüzgâr sertleşti.
Şirin Baba devam etti:
— “Bugün dünya, çocukların üzerinden dönüyor. Bir yanda korunamayan çocuklar… Diğer yanda politik hesapların, medya savaşlarının, dijital manipülasyonların ortasında kaybolan hayatlar…”
Şirine başını eğdi:
— “Peki internet iyi değil mi?”
Şirin Baba ilk kez sert konuştu:
— “İnternet bir güçtür. Tıpkı ateş gibi. Evi de ısıtır, şehri de yakar. Bugün mesele internet değil… Onu kimlerin, nasıl kullandığıdır.”
Bir süre sustu.
Sonra ekledi:
— “Eğer bir toplum, çocuğunu koruyamıyorsa… En gelişmiş cihazlar bile o toplumun vicdanını kurtaramaz.”
Şirin Baba derin bir nefes aldı ve gökyüzüne baktı:
— “Dabbetü’l-arz… İslami literatürde kıyamet alametleri arasında inanmayanlar için bir korku, inananlar için ise bir uyarıcı sembolü olarak yer alır. Ama modern çağda bazıları bunu, yerin altından değil; hayatın içinden yükselen, görünmeyen ama her yere ulaşan sistemler olarak yorumlar. Virüs gibi yayılan fikirler, hastalıklar, dijital ağlar… Ve kontrolsüz bilgi akışı…”
Sözünü biraz daha sert bitirdi:
— “Belki de mesele yerin altından çıkan bir canavar değil… İnsanın kurduğu ama kontrol edemediği ağın kendisidir.”
Meraklı Şirin son kez sordu:
— “Peki biz ne yapacağız?”
Şirin Baba ayağa kalktı.
— “Evlerimizi büyüteceğiz. Sadece duvarla değil, bilinçle. Çocuklarımızı yasakla değil, farkındalıkla koruyacağız. Ve en önemlisi… Onları ekranın içine değil, hayatın içine ait kılacağız.”
Şirinler Köyü’nde o gün kimse çok konuşmadı.
Çünkü bazı cümleler konuşulmazdı…
Sadece düşünülürdü.