Türk Dünyası Şehirlerinde Gönül Yolculuğu: HERAT

Türk Dünyasının kalbinde iz bırakan şehirleri gezerken insan bazen kendini tarihin hafızası karşısında mahcup hissediyor. Çünkü bazı şehirler vardır; yalnızca taşlarıyla, surlarıyla değil, içinden yetiştirdiği büyük ruhlarla bir medeniyetin kaderini şekillendirir. Herat da işte o şehirlerden biridir. Güney Türkistan’ın bu kadim şehri, yüzlerce yıl boyunca ilim, sanat ve devlet düşüncesinin harman olduğu bir mektep olmuş; özellikle Timur döneminde bütün Türk-İslam Dünyası’na ışık saçmıştır.

Herat’ı anlamak için Ali Şîr Nevaî’nin sesine kulak vermek gerekir. Türk edebiyatının zirve isimlerinden olan Nevaî, yalnızca büyük bir şair değil, aynı zamanda bir kültür mimarı, bir devlet adamıdır. Çağatay Türkçesi’ni bir edebî dil hâline getiren, Türkçe’yi Farsça karşısında koruyup yücelten ve bunu yaparken de Türk Kimliğinin inceliklerini bütün zarafetiyle işleyen bir gönül sultanıdır. Onun Herat’ta yetişmiş olması, şehrin ne tür bir “ruh iklimine” sahip olduğunu anlamak için bile yeterlidir. Nevaî’nin himayesi ve fikrî öncülüğü, Herat’ı adeta bir “Türk Rönesansı” merkezine dönüştürmüştür.

Yine aynı şehrin sokaklarında genç bir hükümdar yürür: Hüseyin Baykara. Timur devlet geleneğini ilim ve sanatla taçlandıran bu devlet adamı, Herat’taki kültürel yükselişin siyasî sütununu temsil eder. Nevaî’nin en yakın dostlarından olan Baykara, sadece bir hükümdar değil; şair, sanat hamisi ve şehir inşasında bilgece davranan bir gönül insanıdır. Onların birlikteliği, Herat’ı 15. yüzyılda Türk-İslam Dünyası’nın en müstesna merkezine dönüştürmüştür.

Elbette Herat denince akla gelen yalnızca şairler ve devlet adamları değildir. Astronomi, matematik, tıp ve mimaride iz bırakan birçok Türk âlimi burada yetişmiş ya da buraya sığınmıştır. Herat medreseleri, döneminin en parlak eğitim kurumları arasında anılmış; İran’dan Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyada ilmi yaymıştır. Mimarisinde “Selçuklu sadeliği ile Timurlu zarafetinin” birleştiği yapılar, bugün dahi şehrin ufkuna eski zamanlardan bir hatıra gibi bakar.

Peki bugün Herat ne durumdadır? Elbette yüzyılların savaşları, işgalleri ve iç karışıklıkları bu şehri derinden yaraladı. Ancak bütün zorluklara rağmen Herat hâlâ kendi kültürel direncini koruyan bir şehir. Nüfusun önemli bir kısmını Türkler (Türkmenler ve Özbekler) oluşturuyor. Bu da Herat’ı Afganistan içinde Türk kimliğinin hâlâ canlı soluk aldığı merkezlerden biri yapmaktadır. Şehrin ekonomik yapısı daha çok zanaat, tarım, halıcılık ve küçük ölçekli ticaret üzerine kuruludur. Özellikle Herat halıları hem desen hem renk bakımından hâlâ Türkistan’ın en kıymetli el emeği örnekleri arasında yer alır ve Buhara halılarını aratmayacak kadar zariftir.

Son yıllarda güvenliğin nispeten iyileşmesi, şehirde sınırlı da olsa bir ekonomik hareketliliği beraberinde getirmiştir. Genç nüfusun önemli kısmı eğitim ve istihdam arayışı içinde; bu da kültürel dinamizmi canlı tutan bir unsur olarak görülebilir. Herat Üniversitesi, bölgede modern eğitim faaliyetlerinin en önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Tüm zorluklara rağmen şehir hem tarihini hem Türk Kültürüne ait izlerini taşımaya devam etmektedir.

Herat’ın sokaklarında dolaşırken insan şöyle düşünüyor:

Bir şehri ayakta tutan yalnızca surları değil, ona ruh veren insanlardır. Nevaî’nin kelimeleri, Baykara’nın adaleti, Herat halkının sabrı ve direnci. Bütün bunlar bu kadim beldeyi yalnızca bir coğrafya olmaktan çıkarıp bir gönül mekânına dönüştürüyor.

Ve biz, Türk Dünyası’nın şehirlerinde gönül yolculuğumuza devam ederken Herat’ı anmakla aslında kendi köklerimize dokunuyoruz. Çünkü Herat, hâlâ içimizde bir yerlerde Türkçe’nin sesini, ilmin ışığını ve irfanın nefesini fısıldayan o kadim şehirdir.

Haftaya bir başka kadim Türk şehrine yolculuk edeceğiz. Bekleriz efendim.