Yıllar sonra gelen o sert, o hırçın, o dinmeyen yağmurlar…
Gök yarıldı sanki. Şirinler Köyü’nde bir kış sabahı herkes pencereden dışarı baktığında aynı cümle döküldü dudaklardan:
“Bu yağmur başka…”
Dim Barajı’nın kapakları açıldı. Açılmalıydı da. Çünkü baraj taşarsa felaket olur. DSİ görevini yaptı; riski büyütmemek için suyu bıraktı. Mesele kapakların açılması değildi. Mesele, o suyun nereye gideceğinin yıllardır biliniyor olmasıydı.
Şirin Baba bastonuna yaslandı.
Bilge Şirin derenin kabaran sesini dinledi:
“Eskiler boşuna dememiş… Dere yatağına ev yapılmaz.”
Atalar ne güzel söylemiş:
“Su akar, yolunu bulur.”
“Dere yatağına ev yapan, seline razı olur.”
“Rüzgâr eken, fırtına biçer.”
Bir zamanlar herkesin özgürce gidip piknik yaptığı, çocukların taş sektirdiği, ailelerin gölge aradığı o alan… Tabiat parkı olması, halkın gönlünce nefes alması gereken o vadi…
Sonra masalar geldi.
Çardaklar geldi.
Ruhsatlar geldi.
Turizm adı altında çayın üstüne platformlar kuruldu.
Dağlar delindi. Yer gök çardak oldu.
Emek verildi, yatırım yapıldı, tabelalar asıldı. Ama doğanın defteri kabarık olur; günü gelince hesabı kendisi keser.
Meraklı Şirin bir çocukluk tekerlemesini mırıldandı, köy sustu:
Kara kedi nerde / Ağaca çıktı /
Ağaç nerde / Balta kesti /
Balta nerde / Suya düştü /
Su nerde / İnek İçti /
İnek nerde / Dağa kaçtı /
Dağ nerde / Yandı bitti kül oldu!
Bir zincir gibi…
Bir hata diğerini doğurur.
Bir izin başka bir izni çağırır.
Bir çardak ötekini getirir.
Sonunda dağ nerde diye bakarsın…
Yandı bitti kül oldu.
Zeki Şirin sordu:
“Kim kazandı?”
“Alanya mı?”
“Turizm mi?”
“İşletmeler mi?”
“Yoksa parası olmayıp o kapılardan içeri giremeyen halk mı?”
Baraj kapakları açılacaktı. Bu mecburiyetti. Açılmazsa risk büyürdü. Bu biliniyordu. Peki o suyun yatağı daraltılırken, taşkın sahasına yapılaşmaya izin verilirken kim dur dedi?
Doğa kiraya verilmez.
Doğa ruhsatla yönetilmez.
Doğa sabreder… Sonra hatırlatır.
Şirinler Köyü’nde sular çekildiğinde geriye çamur, devrilen masalar ve ağır bir sessizlik kaldı. Şirin Baba son kez dönüp şöyle dedi:
“Suya sınır çizersin ama su seni dinlemez evlat…
Akıl doğaya uymazsa, doğa aklı yıkar geçer.”
Şimdi mesele sel değil.
Mesele hafıza.
Bir sonraki yağmur gelmeden, bu masaldan ders çıkarabilecek miyiz?