SEVGİ BİR İHTİYAÇ MIDIR, YOKSA VAROLUŞUN KENDİSİ Mİ ?

4. ve Son Bölüm
Buraya kadar sevginin nasıl öğrenildiğini, nasıl çarpıtıldığını ve bedende nasıl hissedildiğini konuştuk. Şimdi ise yazı dizimizin en sade ama en derin yerine geliyoruz:
Sevgi bir ihtiyaç mıdır, yoksa varoluşun kendisi mi?
İnsan doğduğunda korkuya doğar demiştik. Ayrılığa, bilinmezliğe, hayatta kalma dürtüsüne… İlk temasla güveni öğrenir. Güvenle birlikte bağ kurmayı. Bağla birlikte sevgiyi. Evet, sevgi davranışsal olarak inşa edilir. Ama bu, onun yapay olduğu anlamına gelmez. Aksine; sevgi öğrenildikçe hatırlanan bir özdür.
Gerçek sevgi bir eksikliği tamamlama çabası değildir. Bir boşluğu doldurma girişimi değildir. Sevgi; zaten var olan bütünlüğün fark edilmesidir.
İhtiyaçtan doğan bağlanma daraltır. Varlık bilincinden doğan sevgi genişletir.
Eğer birine beni böyle sevmelisin gibi sözler söylüyorsak “Beni tamamla” diyorsak, bu sevgi değildir. Bu, çocuklukta yarım kalmış bir yerin sesidir. Eğer birine “Gitme, yoksa dağılırım” diyorsak, bu sevgi değildir. Bu, sinir sisteminin alarmıdır. Eğer birine “Benim için değiş” diyorsak, bu sevgi değildir. Bu, kontrol ihtiyacıdır. Üzerinde olmayan irademin yoksunluk ve değersizlik duygumun açığa çıkışıdır…
Sevgi şunu söyler:
“Ben zaten varım. Sen de varsın. Seni tüm koşullarına rağmen sevebiliyorum yanında olsam da olmasam da senin bu alemde var olmanı seviyorum dur. Ve biz, özgürce yaşamda kalabilmeyi seçiyoruz.”
Sevgi bir duygu patlaması değil; bir bilinç hâlidir. Bedenin gevşemesidir. Omuzların düşmesidir. Nefesin derinleşmesidir. Yanında olduğun kişinin varlığında tehdit algısının susmasıdır.
Gerçek sevgi, sinir sisteminin dengede kalabildiği yerdir.
Savaşmadığın, kaçmadığın, donmadığın yer.
Sevgi; ihtiyaç giderme sistemi değildir. O bir takas alanı değildir. “Ben bunu yaptım, sen de şunu yap” dengesi değildir. Sevgi bir alışveriş değil; bir akıştır.
Sevgi, ruhun kendi merkezinde durabilmesidir.
Karanlık bir odada tek başına kalabildiğinde de varlığını sürdürebilmesidir.
Kimse seni alkışlamadığında da değerli olduğunu hissedebilmendir.
Çünkü sevgi, başkasından alınan bir şey değildir.
Sevgi, bedenin güven hâlidir.
Zihnin berraklığıdır.
Ruhun genişleme hâlidir.
Sevgi varsa kıyas azalır.
Sevgi varsa acele azalır.
Sevgi varsa kanıtlama ihtiyacı azalır.
Sevgi; “ben yeterliyim” diyebilen bir iç sükûnettir.
Ve belki de en kıymetlisi şudur:
Sevgi bir ihtiyaç değil, bir kapasitedir.
İnsan sevgiye muhtaç değildir; insan sevgi üretme potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel korkuyla daralır, güvenle açılır. Kendine şefkat gösterdikçe büyür. Kendini feda etmeden, kendini yüceltmeden, sadece kendin olarak var oldukça derinleşir.
Sevgi, ruhun kendine sadakatidir.
Bedenin kendine zarar vermemeyi seçmesidir.
Zihnin hakikati çarpıtmadan kalabilmesidir.
Ve belki bütün yazı dizisinin özü şudur:
Sevgi, öğrenilir.
Ama aslında hatırlanır.
Çünkü sevgi bir ihtiyaç değil;
insanın özünde taşıdığı en sade, en güvenli, en geniş hâlidir.
Sevgi genişletir.
Ve genişleyen her şey, korkudan özgürleşir.
Genişleyen her şey korkudan özgürleşir; ama korku büyüdüğünde dünya sevgisizce genişler. Çocuğun kalbinden şefkat alınıp yerine korku konduğunda, kadın yüreğinden sevgi merhamet çekilip yerine kaygı yüklendiğinde, insanlık bağ kurmayı değil hayatta kalmayı öğrenir. Eğer kadın ve çocuk sevmeyi unutursa, dünya sadece büyür ama sevgiyi merhameti unutur. Sevgi çekildiğinde geriye güç kalır; güç arttıkça kalp de şefkat merhamet küçülür. Ve sevgisiz bir dünya istemiyorsak önce neden korktuğumu hatırlayayım…
Sevgi varılacak bir yer olmadığı gibi, yapılacak bir skor hiç değil..
Sevgi evrensel yasaların bütünlüğünü ile zararsızlık yasası içinde olma hali…