Köy’de bugün olağanüstü hal ilan edildi. Sebep ne savaş ne kıtlık… Sebep: Burun direğini kıran bir koku.
Şirine daha otogardan yeni inmişti. Valizi bir elinde, diğer eliyle burnunu tutarak bağırdı:
“Şirin Babaaa! Beni kim karşılayacak diye bekliyordum, meğer koku karşılıyormuş!”
Bilge Şirin gözlüğünü düzeltti, havayı kokladı, not aldı:
“Bu sıradan bir koku değil. Bu… Yatırım kokusu!”
Zeki Şirin hemen atladı:
“Yatırım derken ciddi yatırım! Hani şu 200 milyon TL’lik, kapasitesi iki katına çıkan, modernizasyonlu, havalandırmalı, kokusuz olması gereken tesis var ya… İşte onun aroması bu olabilir!”
Şirin Baba sakalını sıvazladı:
“Demek kapasite iki katına çıktı… Ama koku da mı iki katına çıktı yoksa?”
Köy heyeti toplandı. Gündem maddesi:
“Konaklı’da kapasite 30 bin metreküp/gün… Peki Alanya neden hâlâ ‘koku yayını’ yapıyor?”
Şirine tekrar söze girdi:
“Ben tatil diye geldim, aromaterapiye düştüm!”
Güçlü Şirin elini kaldırdı:
“Ben bu kokuyla spor yapamam. Bu başka bir güç!”
Bilge Şirin ciddi bir tespit yaptı:
“Deniz sezonu açılıyor. Eğer bu koku denizle iş birliği yaparsa… Bu yaz ‘serinlemek’ yerine ‘serinleyememek’ konuşulur.”
Zeki Şirin hemen çizim yaptı:
“Bakın plan şu: Arıtma çalışıyor → koku çıkıyor → rüzgar taşıyor → şehir kokuyor → turist karşılanıyor → ilk izlenim: ‘Hoş geldin… dayanabilirsen’ ”
Şirin Baba derin bir iç çekti:
“Evlatlarım… Modernizasyon demek sadece kapasite artırmak değildir. Bazen mesele, burnun razı olmasıdır.”
Tam o sırada yeni bir kriz başlığı geldi:
“Sivrisinek sezonu yaklaşıyor!”
Şirine panikledi:
“Koku + sivrisinek = ben yokum!”
Bilge Şirin sakin:
“Belki çözüm bulunmuştur…”
Zeki Şirin gülümsedi:
“Evet… Belki sivrisinekler de bu kokudan kaçar!”
Köy halkı sustu. Herkes aynı soruyu düşündü:
Kapasite artmış olabilir…
Ama yaşam kalitesi gerçekten artmış mı?
Ve otogar girişinde yazan o görünmez tabela herkesin zihninde belirdi:
“ALANYA’YA HOŞ GELDİNİZ… LÜTFEN DERİN NEFES ALMAYIN.”