KELİMELER NASIL HAYATIMIZI YARATIR

Kelimelerin Yaratım Formülü
Kelimeler, kimlik oluşturur. Kimlik, davranışı belirler. Davranış, deneyimi tekrarlar.
Tekrar, Kader gibi görünür. Bu paradoksu fark etmek bu kader gibi görünen zinciri kırar. Çünkü artık şunu fark ederiz. Sorun ilişkide değil, kriz anında seçtiğin kelimede ve davranış da.
Bu hafta bir uygulama bırakacağım buraya. İstediğin kadar deneyimleyebilirsin
1. Kriz anında söylediğin ilk iç cümleyi yakala.
2. O cümlenin seni hangi role soktuğunu fark et (mağdur, kurtarıcı, terk edilen, fazla veren, utangaç, mahcup …).
3. Örnek, “Dayanamıyorum yeter” kelimesi bedeni tetikler, beden davranış belirler. Mesela, mağdur ve güçsüz rolü seçtiğini fark et. Tam burada sana güçlenebilmen ve mağduriyet den çıkman için daha baskılayıcı, zorlayıcı durumları hayatına çekmiş oluyorsun.
4. Aynı duruma daha güçlü bir kelime seç. Örnek, “Şimdilik bu kadar yeterli…” “Bu konuşma şekline devam etmek istemiyorum…” Ve sessizlik… Olan şeyin fazlalığı ve gereksizliğini fark etmiş, şu an hiçbir role girmeden duruma son vererek olayın akış da kalmasına izin vermiş oluyoruz.
5. Davranışa ve kelimelere göre olayın akışını değiştirmiş ve yeni daha uzlaşmacı bir yaratım içine girmiş olacaktır süreç.
Unutma,
Kelimeler dua gibidir. Ama bilinçaltı duanın, davranışını tekrarını gerçek sayar. Mağdur rolüne girdiysen seni mağdur olduğuna ikna edecek olayları devam ettirir…
Paradoks seni bozmaz. Onu fark ettiğinde yaratım başlar. Ve aşk alanında en büyük dönüşüm
partner değişince değil, kelimelerine inancın ve davranışlarında ki değişim başlayınca başlar.
Aynı Zamanda Dua Ediyorlar… Ama Kaybetme Senaryosunu
Diyelim bir kadın şöyle dua ediyor:
“Hayatımdaki erkek bana iyi davransın, cömert olsun…” Ama aynı anda iç sesi şöyle çalışıyor.
Ama, ne anlar o kadın dilinden. O zaten öyle, o beceremez, o yapmaz böyle şeyler, beni takdir etmez, yine istediğimi yapmayacak… hiç beni yanıltmaz…” vs.
Bu, dua gibi değildir. Bu, çakışan zıt programlardır. Paradoks.
Zihin sadece birini seçer ve bu genellikle negatif olanıdır.
Neden? Çünkü travma nöronları daha güçlü bir hafıza oluşturur ve buna inanç gelişir.
Değersiz olduğuna yetersiz olduğuna inanmıştır.
Olumlu olan hafızadan çıkar. Negatif olan bağ dokusuna yerleşir.
Bu yüzden bazı insanlar “doğru dua ettiğini” sanır
Ama beden bunu şöyle okur…
Tehdit var, savunma moduna geç.
Savunma moduyla çekim olmaz. Sınama, ayrılık, şüphe ve çatışma olur.
*Haksızlığa Uğramak Enerjisel Bir Çekim Midir?
Birçok insan, “Ben her zaman haksızlığa uğruyorum” diye konuşur.
Bu basit bir gözlem değildir.
Bu bir içsel yargı programıdır.
Bu program şöyle işler.
Önce bir travma yaşanır. Zihin genelleştirir.
“Bana hep haksızlık yapıyorlar…” Bu bir bilinçaltı inanç , sinir sistemi bağı oluşumu olur.
1. Sonra bu cümle çalışan bir çekim frekansına dönüşür.
2. Hayat buna uygun insanlar, olaylar ve ilişkiler çeker.
Yani asıl sorun, haksızlık değil. Haksızlık beklentisidir. Buna bilinçaltı inanmış ve kelimelerde davranışlar bu alanda rol alır.
İnancını dönüştürecek küçük bir adımla başlayabilirsin…
“Şu ana kadar haksızlıklar deneyimledim. Bu beni haksız yapmaz. Ben her an hakkımı alabilecek irade ve güçteyim. Şu anda kendimi seçiyorum.”
Bu kendimize şuandan itibaren inanmamız için bir başlangıç kelimesi şimdi beraberinde davranış geliştirmeliyiz.
Kelimelerimiz ve davranışlarımız kaderimizin yazarı olabilir…
Başka bir köşe yazımızda buluşmak niyetine…