2. Hafta
Bu hafta aşk ve ilişki alanında kelimelerin nasıl çalıştığını açacağız.
Düşünsene, sen “bir ilişki istiyorum” dersin; ama bedenin, geçmiş deneyimlerinden bir kayıt alır ve der ki: “Daha önce hep yalnız kaldın, acı çektin hazır olamazsın, yine yaralanabilirsin.”
Bilinç altın şunu söyler: Henüz bu ilişkinin sorumluluğunu alacak kadar büyümedin.
Kelimelerle değil, zihnin ve bu bedenin ne kadar sorumluluk alabileceğine bakar..
İşte burada kelimenin gücü ve paradoks ortaya çıkar:
Sen dileğini söylersin, ama bilinçaltın “hayatta kalma mekanizması” olarak buna şüpheyle yaklaşır. İstediğin şeyi çekmeye çalışırsın, ama bedenin ve zihin önce geçmişin verilerini sınar. Bu, sevgiyi istemekle, güvenmek arasında duran bir enerji çarpışmasıdır.
Bilinçaltı, senin duygusal enerji alanını okur.
Paradoks farkındalığı: Aynı anda iki şey olabilir
Birini hayatına isterken aynı anda yakınlaşmaktan rahatsız olabilirsin.
Bağ kurmak isterken özgürlüğünü kaybetmekten korkabilirsin. Bu çelişki bir sorun olarak değil bu, zihnin eski güvenlik sistemidir.
Kendinle bağ kurarak “gerçekten ben ne istiyorum?” isteğimin arkasında yatan nedenlerin sorumlulukları var. Bu sorumlulukları alabiliyor muyum, yoksa bundan aslında korkuyor muyum..Ve hemen arkasından “Bundan neden korkuyorum?”
İşte dilek + eski kayıt yan yana geldiğinde bilinç başlar. Paradoks bu şekilde ikilemde bırakır.
İstediğin şey, seni korkuya tetikleyen şey olabilir.
Olumlama değil, mikroskobik davranış değişikliği
“Ben değerliyim” demekle sistem değişmez. Değer katan üretim, hareket hal ister
• Uykusuz kalıp bir olayın üzerinde devinmek, sana değersiz olduğunu hissettirirken.
• Rahatsız olduğun bir şeye küçük bir sınır koymadan değer almak dışlanmamak adına susmak sana değersiz hissettirirken… Ben değerliyim kelimeleri bir değer yaratmaz.
Bunlar bilinçaltına veri gönderir. Beden şuna bakar, “Davranış değişti mi?”
Değiştiyse yeni gerçeklik başlar.
YENİ VERİ NASIL VERİLİR?
Bilinçaltı tartışmayla değil, tekrar eden iradeli deneyimle güncelliyor kendini.
Yeni bilinçaltı verileri şu örnekler gibi kendine deneyimleri gerçekleştirince.
• Birine açıkça korkusuz ne istediğini söylemek. Sonuca takılı kalmadan.
• İstediğin olmadığında kendini suçlamamak. Bu bir eksiklik değil diyebilmek.
• İlgi gördüğünde küçümsememek. Saygı ile kabullenmek
• İletişim kesildiğinde dünyanın sonu gibi davranmamak.
Her biri küçük ama güçlü kayıttır. İşte tam burada artık ben değerliyim kelimelerini dilediğin kadar kullana bilirsin…
Eski zihin der ki, “Bak yine aynı şey. Yeni bilinç der ki, bu sefer ben farklı davrandım. Hak ettim.”
İşte kelimelerin yaratım gücünün farkı burada başlar.
Aşk ve ilişkilerde dönüşüm, büyük kararlarla değil; küçük davranış güncellemeleriyle olur.
İstek + beden tepkisi uyumlanmadıkça sonuç değişmez. Kelimeler dua gibidir ama davranış kaderdir. Zihin söyler. Beden inanır. Hayat da bedenin deneyimlerine ve hafızasında olana inanır.
Paradoks seni bozmaz onun farkında olmaman onu görmemen bozar. Onu görürsen fark edersen sana şefkatle öğretir.
Kelimeler yaratımın zinciri olabilir.
Ama farkındalıkla kullanıldığında gerçekten hayat ile yaşam arasında köprüye dönüşebilir.
Şimdi, kelimeler ve bilinç altımızda farkında olmadığımız aramızdaki çarpık ilişkileri görelim.
Şimdi kendine dürüst ol.
İlişkide en sık kullandığın içsel cümle hangisi? Çünkü hayatını partnerin değil, iç sesinin dili şekillendirir.
Bilinçaltı şuna bakar: Sen kriz anında heyecanlıyken, aksiyon alıyorken hangi kelimeyi seçiyorsun?
Bunlar bana neden oluyor? Bu cümle masum görünür. Ama içinde gizli bir kimlik taşır: Ben seçilen değilim. Ben çabalayan uğraşanım. Ben çabalamazsam, uğraşmazsam görünmem, sevilmem …
Size üzerinde çalışabileceğiniz bir çalışma bırakıyorum…
Bu cümleyi yakaladığında şunu sor:
“Ben şu an gerçekten mağdur muyum,
yoksa kontrolü bırakmamak için mi bunu söylüyorum?”
Kelime değişimi, neden hep ben yerine bu durumda benim payım ne? Ne yaparsam bu olan değişir?
Bu cümle seni güçsüzlükten sorumluluğa taşır.