GÜNCEL

Çakallar sakinlerinden baroya çağrı

Antalya ile Alanya’yı birbirine bağlayacak olan dev otoyol projesinde rota değişikliği, Alanya’nın Çakallar Mahallesi Hacı Ahmetler Mevkii’nde büyük bir krize dönüştü. Bölge sakinleri Antalya Barosu’ndan inceleme ve hukuki destek talebinde bulundu.

Bölge sakinleri, yeni belirlenen hattın bir cami, bir mezarlık ve yaklaşık 35 evi doğrudan tehdit ettiğini belirterek yetkililere acil çağrıda bulundu. Projeye karşı olmadıklarını ancak yaşam alanlarının ve manevi değerlerinin korunmasını istediklerini vurgulayan vatandaşlar Antalya Barosu’na şu çağrıda bulundu: “Çakallar Mahallesi ve bağlantılı kırsal yaşam alanlarını doğrudan etkileyen Antalya–Alanya Otoyolu Projesi bugün itibarıyla yalnızca teknik-idari bir yatırım meselesi olmaktan çıkmış; insan hakları, mülkiyet hakkı, sağlıklı çevrede yaşama hakkı, aile yaşamı, köy sosyolojisi, toplumsal hafıza, mezarlık alanlarının korunması ve hukuk devleti ilkesi bakımından son derece ağır sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan bir hak ve adalet meselesi hâline gelmiştir. Bu proje güzergâhı, yalnızca bir ulaşım hattı olarak değerlendirilemez. Zira etkilediği alanlar insanların yaşadığı evler, kuşaklar boyu biriktirilmiş aile mülkiyetleri, geçim kaynağı olan tarım arazileri, kırsal yaşamın sosyal omurgasını oluşturan yerleşim alanları ve en önemlisi manevi, kültürel ve tarihsel değeri tartışmasız olan mezarlık alanlarıdır. Dolayısıyla burada tartışılan şey yalnızca bir yol projesi değil bir yaşam biçiminin, bir kırsal hafızanın ve temel hakların korunup korunmayacağıdır.

“AĞIR SONUÇLAR DOĞURABİLİR”

Hukuk devleti, kamu makamlarının yalnızca işlem yapabilmesini değil yaptıkları işlemleri hukuken açıklayabilmesini, denetlenebilir kılmasını ve yurttaş karşısında meşrulaştırabilmesini gerektirir. Ancak mevcut süreçte, bölge halkını doğrudan etkileyen böylesine ağır sonuçlar doğurabilecek bir proje bakımından hangi güncel hukuki zeminin esas alındığı, hangi çevresel ve teknik verilerin kullanıldığı, proje güzergâhının yıllar içinde değişip değişmediği, köyler, mezarlıklar ve yaşam alanları üzerindeki güncel etkilerin yeniden değerlendirilip değerlendirilmediği, mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin hangi güncel ve sağlam dayanakla yapıldığı hususlarında şeffaf, açık ve denetlenebilir bir hukukî görünüm bulunmamaktadır. Bu durum, yalnızca bir idari eksiklik değil; hukuk güvenliği ilkesine doğrudan zarar veren çok ciddi bir yönetim sorunudur.

“ÇED SÜRECİ PROJEYE BAĞLI OLMALI”

Kamuoyuna ve proje sürecine ilişkin erişilebilen bilgiler çerçevesinde, söz konusu proje bakımından 2018 yılında alınmış olduğu belirtilen bir ÇED Olumlu kararının halen dayanak gösterildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, yıllar önce alınmış bir çevresel kararın aradan geçen zaman, olası proje revizyonları, değişen güzergâh etkileri, yeni etkilenen taşınmazlar ve yaşam alanları, değişen sosyal ve çevresel koşullar karşısında, otomatik ve sorgusuz şekilde bugün de geçerli kabul edilmesi; hukuk devleti ilkesiyle, idarenin bağlı yetki anlayışıyla ve çevre hukukunun özüyle bağdaşmıyor. ÇED süreci, doğası gereği canlı, güncel ve uygulanacak projeye birebir bağlı olmak zorundadır. Aksi hâlde ÇED, çevreyi ve insanı koruyan bir hukuk aracı olmaktan çıkıp idarenin istediği zaman raftan indirip kullanabildiği şekli bir formaliteye dönüşür. Bu ise kabul edilemez.

“YERLEŞİK HAYAT BOZULABİLİR”

Projenin doğrudan etki alanında kalan yurttaşlar açısından mesele yalnızca bir taşınmaz kaybı değildir. Burada söz konusu olan aile mülkiyetlerinin parçalanması, yaşam alanlarının bölünmesi, tarımsal devamlılığın sona ermesi, sosyal bağların kopması kırsal yaşamın işlevsizleştirilmesi ve yerleşik hayatın geri dönülmez biçimde bozulmasıdır. Mülkiyet hakkı yalnızca tapu kaydıyla sınırlı bir hak değil. Aynı zamanda kişinin yaşamını kurduğu, emeğini yatırdığı, ailesini büyüttüğü, geleceğini planladığı somut hayat alanını koruyan temel bir haktır. Bu nedenle, mülkiyet hakkına yönelik her müdahale ancak ölçülü, zorunlu, güncel, şeffaf, meşru ve hukuken sağlam bir zeminde mümkün olabilir. Aksi hâlde yapılan müdahale, kamu yararı kisvesi altında orantısız bir hak ihlali niteliği taşır.

“AYNI ZAMANDA KÜLTÜREL AİDİYET MESELESİ”

Söz konusu proje kapsamında etkilenme ihtimali bulunan mezarlık alanları, sıradan taşınmaz parçaları olarak ele alınamaz. Mezarlıklar aile geçmişinin, toplumsal hafızanın, manevi bağlılığın, kültürel devamlılığın taşıyıcısı olan alanlardır. Bir mezarlığın proje güzergâhı içinde kalması veya etkilenmesi meselesi, yalnızca imar veya mühendislik sorunu değildir. Bu aynı zamanda insan onuru, manevi bütünlük, kültürel aidiyet, toplumsal vicdan meselesidir. Bu sebeple mezarlık alanlarını etkileyen her türlü kamusal müdahale, çok daha yüksek düzeyde hukuki, etik ve toplumsal hassasiyetle ele alınmak zorundadır.” – Tülay Şengün