Alanya son 20 yılda Türkiye’nin en hızlı büyüyen şehirlerinden biri oldu. Turizm geliştikçe nüfus arttı, yabancılar yerleşti, ticaret büyüdü. Bu hareketliliğin doğal sonucu elbette yapılaşmadır; ancak bugün geldiğimiz noktada artık sadece büyümüyoruz, aynı zamanda şehrin nefesini kesen bir beton yoğunluğuyla da karşı karşıyayız. Alanya’nın birçok mahallesinde nereye bakarsanız bir şantiye görmek mümkün. Bu görüntü öylesine oluşmuş değil; yıllardır biriken planlama eksikliklerinin ve denetim boşluklarının bir sonucudur.
Aslında mevzuat çok açık. İmar Kanunu’na göre her yapı imar planına ve kamu düzenini koruyan teknik şartlara uygun olmak zorundadır. Ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılan binaların yıkılması ve sorumlulara ağır yaptırımlar uygulanması gerektiği kanunda net bir şekilde yazılıdır. Ancak sahaya baktığımızda bu kuralların çoğu zaman kâğıt üzerinde kaldığını görüyoruz. Plan değişiklikleri artıyor, yoğunluk sürekli yükseliyor, yeşil alanların çoğu ise yalnızca plan üzerinde varlığını sürdürüyor. Bu tablo, şehrin kendi sınırlarını zorlayan bir betonlaşmayı beraberinde getiriyor.
Betonlaşmanın etkileri yalnızca estetik değil; günlük hayatı doğrudan etkileyen sonuçlar doğuruyor. Nüfus yoğunluğu arttıkça altyapı yetersiz kalıyor, yollar göçüyor, trafik sıkışıyor, çocukların güvenle oynayabileceği alanlar azalıyor. Yazın yaşanan su baskınlarının, ani trafik kilitlenmelerinin, sosyal donatı eksikliklerinin birçoğu plansız büyümenin doğal sonucudur. Alanya’nın mevcut altyapısı bu kadar yoğun yapılaşmayı taşımaya uygun değil. Buna rağmen yapılaşma hızı, şehrin taşıma kapasitesinin çok üzerinde ilerliyor.
Bir de kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin yoğunluğu var. Bu alan Alanya’da neredeyse bir sektör hâline geldi. Bu sözleşmeler iyi hazırlanmadığında hem müteahhit hem malik mağdur oluyor. Ancak daha büyük mesele şu: Bu sözleşmelerin çokluğu belirli bölgelerde kısa sürede çok katlı, sıkışık ve nefes almayan yapı adaları oluşturuyor. Şehrin siluetinin değişmesinin arkasındaki en önemli sebeplerden biri de bu kontrolsüz sözleşme furyasıdır. Oysa 3194 sayılı Kanun sosyal alanların, çekme mesafelerinin ve yoğunluğun nasıl olması gerektiğini tek tek belirtmiş durumda. Sorun kuralın yokluğu değil; uygulanmaması.
Alanya muhteşem bir şehir. Doğası, iklimi, denizi ve enerjisiyle dünyanın sayılı turizm merkezlerinden biri. Ancak bir şehir sadece betonla büyürse, gelecekte çocuklara bırakacağımız şey yalnızca binalar olur; yaşam değil. Şu anda “Alanya boğuluyor” diyorsak, bu hâlâ nefes alabildiğini gösterir. Asıl mesele, bu nefesi koruyup koruyamayacağımızdır. Şehrin geleceğini planlamak zorundayız; yoksa geleceğin bizi sıkıştırdığı günü beklemek artık bir seçenek olmayacak.