Avokado mu, Muz mu? 103. Köy’de Tarım Masalı

“Mantar Evlerin Gölgesinde, Muzlar da Şirinleşti…”

103. Köy bu hafta yemyeşil bir tartışmanın içinde…
Avokadocular, muzcular, salatalıkçılar; herkes birbirine girmiş durumda.
Köydeki en büyük kavga ne biliyor musunuz?
Avokado taneyle mi satılsın, kiloyla mı?


Şirin Baba sabah erkenden köy meydanına kurduğu tahta sandalyeye oturmuş, elinde hesap defteri, gözlüğünü burnunun ucuna indirmiş, “Evlatlarım, 300 gram altı taneyle, üstü kiloyla olsun!” diyor.
Yanında Gözlüklü Şirin hemen zıplıyor:
“Efendim, bu karar istikrarlı mı sizce? Şirin ekonomisi böyle gitmez!”

O sırada Usta Şirin, elinde tartıyla koşuyor, “Köyün terazisi bile şaştı! Bir avokado 280 gram geliyor, diğeri 310! Ne yapacağız şimdi?”

Mutfak Şirini ise elinde sepet, “Ben bunları muzla karıştırıyorum, biri ithal, biri yerli, hangisini doğrayacağımı şaşırdım!” diye söyleniyor.
Hepsinin kafası karışık.
Çünkü Gargamel yine bir oyun peşinde…

Gargamel’in Yeni Ticareti: Kenya Avokadosu

Meğer Gargamel köyün dışından, uzak diyarlardan Kenya avokadosu getirmiş!
Etiketine de koca harflerle “Alanya Avokadosu” yazmış!
Bizim Şirinler anlamıyor tabii, kimin ürünü, hangi toprakta yetişmiş, belli değil.

Köyün gençleri hemen telefonlarına sarılıyor:
“Büyük kriz! 103. Köy’e ithal avokado girdi!” diye story atıyorlar.
Altına da #ŞirinAvokadosunaDokunma etiketi…

Mantar evlerin duvarına bile yazılar yazılmış:

> “Kenya avokadosu, Şirin köyünden defol!”

Ama kimse sormuyor:
“Biz bu ürünü neden dışarıdan alıyoruz?”
Çünkü 103. Köy zaten kendi avokadosunu ihraç ediyor!
Bir yandan dışarıya satıyoruz, bir yandan dışarıdan alıyoruz.
Bu nasıl denklemse, Gargamel bile çözememiş!


Muzlar da Şirinleşti!

Köyün muzcuları da isyanda.
“Bizim muzlarımız güneşte olgunlaşıyor, emekle yetişiyor, neden her markette Gargamel markalı Çikita muz satılıyor?” diye feveran ediyorlar.
Çünkü Gargamel’in market zinciri köyü sarmış durumda.
Alanya Muzuna yer kalmamış!

Bununla da kalmıyor, köyün çiftçileri 15 liraya aldıkları fideyi büyütüp salatalık yaptıklarında halciler gelip 6 liraya alıyor.
Bir bakmışsın, o salatalık ertesi gün 200 liraya satılıyor!
Ve köylü, 6 liraya malını satmamak için, emeğini çöpe döküyor.
Kasalar dolusu salatalık, alın teriyle beraber yere saçılıyor.
Emek çöpe gidiyor, umut da onunla birlikte…
Aradaki fark mı?
Aracı Şirinler, sıcakta terlemeden cebini dolduruyor.
Emeğin sahibi yine eli boş, başı öne eğik…


Şirin Baba’nın Uyarısı

Şirin Baba akşam tüm köyü topladı.
Elinde baston, yüzünde hüzün, ama sesi kararlıydı:

> “Evlatlarım…
Bu köyde en çok alın teri dökenler, en az kazananlar oldu hep.
Emeğin kıymeti unutuldukça, bereket de kaçar.
Mantar evler büyür ama vicdan küçülür.
Gargamel’i yenmek istiyorsanız, önce birbirinizi dinlemeyi öğrenin.”


O an köyde bir sessizlik oldu.
Avokado tartışması, muz kavgası, fiyat hesapları… Hepsi bir anda anlamını yitirdi.
Çünkü herkes şunu fark etti:
Sorun tartıda değil, vicdanda.


103. Köy’ün Son Sözleri

Bizim memlekette her şey “şirin” gözüküyor ya…
Aslında her gün birileri emeğinin karşılığını alamıyor.
Her gün birileri Gargamel’in oyununa geliyor.
Biz de seyrediyoruz — kimi telefonla, kimi story’le, kimi alkışla.

Ama şunu unutmayalım:
Toprak sabırlıdır,
Çiftçi susar ama unutmaz,
Ve Şirin Baba’nın dediği gibi:

> “Gerçek bereket, alın terinin üstüne düşen ilk damlada gizlidir.”