Bundan tam 1402 yıl önce Miladi 624 yılında İslam Âlemi ilk orucuna kalktı. O gün parmakla sayılacak kadar az olan Müslüman Âlemi bugün dünyada iki milyardan fazla. O günden bugüne hiç azalmayan bir heyecanla birbirini takip eden, İslam Âlemi’nin Mübarek Ramazan ayı İslam Coğrafyası’na yine şeref verdi.
Ramazan ayı sadece oruç tutulan, aç kalınan bir zaman dilimi değildir. Ramazan; paylaşmanın, dayanışmanın, gönüllerin birleşmesinin ve insan olmanın en saf hâlinin yaşandığı mübarek bir ay. Aç kalmanın ne demek olduğunu anlamaktan öte, başkasının açlığına çare olabilmenin adının konduğu ulvi bir ay.
Bugün dünyanın en büyük sıkıntısı aslında yoksulluk değil, paylaşma eksikliğidir. Sofralar büyüdükçe değil, gönüller daraldıkça insanlar yalnızlaşır. Oysa Ramazan bize her yıl aynı hakikati hatırlatır: ‘’Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz’’.
İftar sofralarının bereketi, tabakların doluluğundan değil, o sofraya kaç gönlün sığabildiğinden gelir. Üzerinde dumanı tüten bir ekmeği ikiye bölmek, bazen en zengin ziyafetten daha değerlidir. Çünkü paylaşmak, sadece maddi bir destek değil, aynı zamanda toplumsal bir bağdır. Komşusu açken tok yatanın huzur bulamayacağını öğreten bir inancın, inananlarıyız.
Ne yazık ki çağımız bireyselliği kutsallaştırırken toplumsal dayanışmayı zayıflatıyor. İnsanlar aynı şehirde yaşayıp farklı dünyalarda hayat sürüyor. Oysa bir toplumun gerçek gücü, en zayıf halkasına gösterdiği merhametle ölçülür. Eğer yoksulun, yetimin, ihtiyaç sahibinin sofrasına oturup eksiğini tamamlayabiliyorsak güçlü bir toplumuz demektir.
Ramazan, egoların törpülendiği, kibrin yerini tevazunun aldığı bir terbiyedir. Açlık, insana sabrı öğretir. Susuzluk, nimetin kıymetini anlatır. Paylaşmak ise insanı insan yapar.
Asırlardır olduğu gibi, bugün de birlik olmanın, ayrışmanın değil kaynaşmanın zamanı, farklı düşünceler, farklı hayatlar, farklı görüşlerimiz tek sofrada birleşiyorsa aynı duaya “amin” diyebiliyorsak işte orada toplum olmanın vücut bulmuş halini görürüz.
Unutmamak gerekir ki tarih boyunca milletleri ayakta tutan en büyük güç, sahip oldukları servet değil, kurdukları kardeşlik bağları olmuştur. Ramazan ayı bu bağları güçlendirmek için bize sunulmuş en kıymetli fırsattır.
Coğrafyamıza şeref veren Mübarek Ramazan’da sadece sofralarımızı değil, kalplerimizi de büyütelim. Bir yetimin başını okşayalım, bir yaşlının kapısını çalalım, bir komşunun sofrasına konuk olalım. Çünkü paylaştıkça çoğalırız. Asırlardır olduğu gibi ‘’bölüşürsek tok kalırız’’
Günün sözünü içimizden geldiği gibi aktaralım: Zengin süslü bir masada sahte konuk olmaktansa mütevazı bir gönül sofrasında asil konuk olmak daha evladır. Vesselam.
Bu vesile ile Tüm Müslüman Âlemi’nin ve kıymetli okurlarımızın Ramazan ayını kutlar, ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini dileriz.