Alanya'da, ilk olarak Selçuklu mimarisiyle inşa edilen yapı, zaman içerisinde çeşitli nedenlerle özgün görünümünden uzaklaştı. 16. yüzyılda ise Kanuni Sultan Süleyman döneminde yeniden yaptırılarak bugünkü görünümüne kavuştu. Bu yeniden inşa süreci, camiye hem Selçuklu hem de Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan eşsiz bir karakter kazandırdı. Caminin özellikle giriş kapısı, minberi ve ahşap işçiliği ilk yapıldığı dönemin estetik anlayışını yansıtarak ziyaretçilere adeta görsel bir şölen sunuyor. Ahşap detaylarda kullanılan ince işçilik, dönemin ustalığını gözler önüne sererken, yapının tarihi atmosferini daha da güçlü kılıyor.
2 medeniyetin izleri aynı yapıda
Cami, hem Selçuklu hem de Osmanlı mimarisini bir arada barındırmasıyla öne çıkıyor. Özellikle giriş kapısı, minberi ve ahşap işçiliği, dönemin estetik anlayışını yansıtarak ziyaretçilere adeta görsel bir şölen sunuyor.
Yapının detaylarında kullanılan ince işçilik, geçmişin ustalığını günümüze taşıyor.
60 küplü akustik sistem dikkat çekiyor
Caminin en dikkat çeken özelliklerinden biri ise akustik yapısı. İnşa edildiği dönemde sesin dengeli yayılması için kubbenin dört köşesine toplam 60 küçük küp yerleştirildi.
Ancak restorasyon sürecinde bu küplerden birinin üzerinin kapatıldığı ve günümüzde 59 küp kaldığı biliniyor.
Şimşek çarptı, yeniden inşa edildi
Uzmanlara göre cami, Osmanlı döneminde yıldırım isabet etmesi sonucu büyük hasar gördü. Ardından temeller korunarak yeniden inşa edildi ve bu süreçte “Süleymaniye” adını aldı.
Kapısında dikkat çeken detay
Caminin kapısında Makili hat ile işlenmiş Fatiha Suresi bulunuyor. Bu detayın, hem camiye hem de İslam’a giriş anlamı taşıdığı ifade ediliyor.
Ayrıca pencere kanatlarında ve iç bölümlerde yer alan özgün motifler, yapının tarihi kimliğini koruduğunu gösteriyor.
Alanya’nın kültürel mirasında önemli bir yere sahip olan Süleymaniye Camii, geçmiş ile günümüz arasında güçlü bir köprü kurmayı sürdürüyor