103. Köy’de Terazi Kırık, Yol Çukur, Adalet Kayıp!

Çöp var…
Çukur var…
Çamur var…
Ama ne yok biliyor musunuz?

Hak yok.
Hukuk yok.
Adalet yok.
Mizan yok.
Terazi yok.
Yani bu şehirde “yok yok” da yok!

Hoş geldiniz 103. Köy’e…
Aklın, mantığın izin alıp köyden çıktığı, işlerin her geçen gün biraz daha karıştığı yere.
Soruyoruz:
— “Belediyede neler oluyor?”
Cevap net değil.
Ama olan biten herkesin gözü önünde.
Tasarruf tedbirleri deniyor.
Ama tasarruf kimin üzerinden yapılıyor, orası meçhul.
20 yılını doldurmuş, memuriyete geçmesi gereken bir emekçi…
19 yılını bu kuruma vermiş bir çalışan…
19 kişinin memuriyeti jet hızıyla onaylanırken,
Bir kişi, sebebi kamuoyuna açıklanmadan kapının önüne konuluyor.
Ve mecliste yankılanan o cümle:
“Ben bu kişiyle çalışmak istemiyorum.”
Buyurun size yargısız infaz.
Sebep nerede?
Gerekçe nerede?
Hangi hukuk?
Hangi terazi?
Sözle adalet anlatıp, uygulamada kişisel tercih kullanmak…
Buna hukuk denmiyor.
Buna keyfilik deniyor.

Gelelim şehrin köstebek yuvasına dönen yollarına…
Atatürk Caddesi yapılıyor deniyor.
Ama yol tek taraflı kapatılıyor.
Her yer kazılı.
Her yer yarım.
Her yer çukur.
Her yer çamur.
Bir sokak bitmeden diğeri kazılıyor.
Bir taraf tamamlanmadan, öbür tarafa hiç geçilmiyor.
Vatandaş arabayla geçemiyor,
Motorla ilerleyemiyor,
Esnaf dükkânının önünü göremiyor.
Günlerdir soruyoruz:
— “Ne zaman bitecek sizin belirlediğiniz zamana nasıl yetişecek?”
Vatandaşın cevabı hazır:
“Sezona yetişmez.”
Peki soruyoruz tekrar:
— “Bu plansızlık mı, plan mı?”
— “Bir işi bitirmeden diğerine başlamak hangi aklın ürünü?”
İşin içinden çıkamıyorlar.
Ve daha kötüsü,
Nasıl çıkacaklarını da bilmiyorlar.
Bari biten yolları kapatsanız, köstebek yuvalarını düzeltseniz, bu süreçte ona da razıyız, her gün sanayiye gitmesek…

Bunca kaosun arasında iş takvim açıklamaya gelince…
Orada hız var.
2026 yılı,
2026–2027 sezonu,
Etkinlik takvimleri, programlar, ajandalar…
Her şey masada.
Her şey kâğıt üzerinde.
Muhteşem harika on iki ay yaşayan şehir olacağız
Vaatler, vaatler...
Bilin bakalım bu arada ne oluyor küçük bir ayrıntı unutuluyor:
Kaymakam aranmayı unutuluyor.
Yani şehrin mülki idare amiriyle
iletişim kurmayı akıl edemeyen bir planlama anlayışıyla karşı karşıyayız.
Sebep; "karşılıklı iletişim kazası'.
Böyle bir sebebi de ilk defa yaşamış olduk.
Soruyoruz:
— “Bu nasıl bir koordinasyon?”
— “Bu nasıl bir şehir yönetimi?”
Kurumların birbirinden habersiz olduğu,
Kimsenin kimseyle konuşmadığı konuşurken bile unuttuğu,
Sadece varsayımlar üzerinden
“Alanya için şunu yapacağız, bunu yapacağız” denilen bir dönemden geçiyoruz.
Yapılanlar ortada.
Yapılamayanlar daha da ortada.
Ama en net görünen şey:
Kurumlar arası iletişimsizlik.
Üç vakte kadar iletişim sağlanacak inşallah.

Şirin Baba soruyor, Şirine cevaplıyor:
— “Bu şehir ne zaman planlı olacak?”
— “Takvimde yazıyor.”
— “Peki sahada?”
— “Ona bakılmadı.”
— “Adalet nerede?”
— “Sözlerde.”
— “Uygulama?”
— “Varsayımlarda.”

Bu şehir afişle, takvimle, cümleyle yönetilmez.
Bu şehir iletişimle, adaletle, planla yönetilir.
Bir yanda yarım yollar,
Bir yanda yarım kararlar,
Bir yanda “Ben istemiyorum” cümleleri…
Köy’de sorun çok,
Ama en büyüğü şu:
Kimse kimseyle doğru dürüst konuşamıyor,
Ama herkes şehri yönetiyor.
Ve halk soruyor:
Bu sessizlikte Alanya nereye gidiyor?