Bir ilahi düşünün…
“Kâbe’de hacılar ‘Hu!’ der Allah,
Yer gök inim inim iniler Allah…”
Bu sözler yeni değil.
Bu duygu yeni değil.
Bu yakarış zaten bizimdi.
Kabe’nin etrafında dönen sadece insanlar değil;
özlemler, dualar, geçmişten bugüne taşınan bir millet hafızası…
“Dervişlerin ciğeri ateşlidir Allah…”
İşte o ateş, 103. Köy’de yıllardır sönmeyen ateşin ta kendisi.
Anneannelerin bir ağızdan söylediği ilahilerde vardı o ateş.
Teravih çıkışı lokum bekleyen çocukların sabırsızlığında vardı.
Radyonun cızırtılı frekansında bile vardı.
Bugün birisi çıkıp bu ilahiyi yeniden dillendiriyorsa mesele sadece müzik değildir.
Mesele; insanların kalbine dokunabilmektir.
Ne sahne şovu…
Ne milyonluk klip…
Ne dijital kampanya…
Sadece bir “Hu…”
Ve bakıyorsunuz;
okullarda çocuklar mırıldanıyor,
evlerde anneler eşlik ediyor,
arabada cam açık bir baba aynı ezgiyi söylüyor.
Demek ki bu toprakların mayası hâlâ sağlam.
Demek ki bu milletin gönül dili hâlâ ortak.
Şirin Baba 103. Köy meydanında ateşi yakıyor.
Şirine gözleri parlayarak soruyor:
“Gerçekten herkes aynı ilahiyi mi söylüyor?”
Meraklı Şirin defterine not alıyor:
“Bir şarkı insanları nasıl bir araya getirir?”
Uykucu Şirin mırıldanıyor:
“Hu deyince içim ısındı…”
Şirin Baba asasını yere vuruyor.
“Evlatlarım,” diyor,
“Bir milletin birliği bazen bir ezgide saklıdır.
Biz aynı duaya ‘amin’ diyebildiğimiz sürece,
bu ülkenin birliği ve beraberliği dimdik ayakta kalır.”
Dış dünya karmaşık olabilir.
Geçim derdi ağır olabilir.
Gündem yorucu olabilir.
Ama bir ilahi, milyonların kalbinde aynı anda titreşebiliyorsa;
orada hâlâ umut vardır.
Ve bilin ki…
Bu milletin gönül bağı ne tartışmayla kopar,
ne gündemle zayıflar.
Bir “Hu” deriz…
Bir oluruz.
Köy’den duyurulur:
Türkiye’nin birliği ve beraberliği, aynı ezgide buluşabildiği sürece sarsılmaz.