<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Alanya Türk</title>
    <link>https://www.alanyaturk.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.alanyaturk.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 21:51:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Gazipaşa Devlet hastanesinde personele temel yaşam desteği eğitimi]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/gazipasa-devlet-hastanesinde-personele-temel-yasam-destegi-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/gazipasa-devlet-hastanesinde-personele-temel-yasam-destegi-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde hizmet veren Gazipaşa Devlet Hastanesi’nde sağlık çalışanlarına yönelik "Temel Yaşam Desteği (CPR)" eğitimi düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acil durumlarda hayati öneme sahip müdahalelerin doğru ve hızlı şekilde uygulanmasını amaçlayan eğitim programı, geniş katılımla gerçekleştirildi.<br />
Eğitim kapsamında kalp durması (kardiyak arrest) gibi kritik durumlarda yapılması gereken ilk müdahaleler detaylı şekilde ele alındı. Uzman eğitmenler tarafından verilen programda, doğru kalp masajı teknikleri, suni solunum uygulamaları ve erken müdahalenin önemi vurgulandı.<br />
<br />
Uygulamalı eğitimle beceriler geliştirildi<br />
Teorik bilginin yanı sıra uygulamalı eğitimlere de yer verilen programda, sağlık çalışanları maketler üzerinde birebir pratik yaptı. Gerçek olay senaryoları üzerinden gerçekleştirilen tatbikatlarla personelin müdahale reflekslerinin güçlendirilmesi hedeflendi.<br />
<br />
Acil durumlara hazırlık güçleniyor<br />
Hastane yönetimi tarafından yapılan açıklamada, bu tür eğitimlerin düzenli aralıklarla devam edeceği belirtilerek, sağlık çalışanlarının bilgi ve becerilerinin güncel tutulmasının önemine dikkat çekildi. Eğitimlerle birlikte acil durumlara müdahale kapasitesinin artırılması amaçlanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/gazipasa-devlet-hastanesinde-personele-temel-yasam-destegi-egitimi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/gazipasa-egitm.jpg" type="image/jpeg" length="39051"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kızını karaciğer nakli beklerken kaybetti, oğlu organ bağışıyla hayata tutundu]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/kizini-karaciger-nakli-beklerken-kaybetti-oglu-organ-bagisiyla-hayata-tutundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/kizini-karaciger-nakli-beklerken-kaybetti-oglu-organ-bagisiyla-hayata-tutundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da yaklaşık 1 yıldır karaciğer nakli için bekleyen 10 yaşındaki Süleyman Taşkesen, 9 yaşındaki bir çocuğun vefatının ardından ailesinin organlarını bağışlamasıyla sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>7 yıl önce aynı hastalık nedeniyle 15 yaşındaki kızını kaybeden Arzu Taşkesen, oğlunun nakil olmasının ardından donör aileye yazdığı mektupta, "Size o kadar minnettarım ki bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok. Ama artık yüreğimde bir sızı daha var" sözleriyle hem minnetini hem de yaşadığı üzüntüyü dile getirdi. Nakli gerçekleştiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ise kadavra bağışının önemine dikkat çekerek, "Bazen aileler ya da hasta yakınları canlı uygun donör bulamıyor. Burada kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor" dedi.<br />
Gaziantep'te yaşayan ve 1 yaşındayken karaciğer yetmezliği tanısı konulan 10 yaşındaki Süleyman Taşkesen'in ailesi, yaklaşık 1 yıl önce Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi'ne başvurdu. Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu tarafından değerlendirilen Süleyman, uygun canlı donör bulunamaması nedeniyle kadavra bağışıyla gerçekleşecek nakil için bekleme listesine alındı. Yaklaşık 1 yıldır nakil bekleyen Süleyman için beklenen haber, 2 hafta önce geldi. 9 yaşındaki bir çocuğun vefatının ardından ailesinin organlarını bağışlaması üzerine Taşkesen ailesine uygun karaciğer bulunduğu bildirildi. Gaziantep'te yaşayan aile, haberi aldıkları akşam yola çıkarak Antalya'ya geldi. Süleyman Taşkesen, Antalya'ya ulaştığı sabah Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ve ekibi tarafından ameliyata alındı. Başarılı geçen naklin ardından küçük çocuk, yıllardır mücadele ettiği hastalığın sıkıntılarından kurtulup sağlığına kavuştu.<br />
<br />
"Aynı aile daha önce kızları için de başvurmuştu, maalesef kaybettik"<br />
Nakil süreciyle ilgili bilgi veren Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, Süleyman'a 2 hafta önce kadavradan karaciğer nakli gerçekleştirdiklerini belirterek, ailenin yaklaşık 1 yıl önce merkeze başvurduğunu söyledi. Süleyman için uygun canlı donör bulunamadığını anlatan Aliosmanoğlu, "Biz Süleyman'a 2 hafta önce kadavradan karaciğer nakli gerçekleştirdik. Yaklaşık 1 yıl önce başvuruda bulundular. Uygun canlı donör olmadığı için kadavra listesine almıştık. Uygun canlı donör olmadığını bilerek vurguluyorum. Ülkemizde maalesef kadavra bağışı az, yeterli değil" dedi.<br />
Aynı ailenin yıllar önce kızları için de karaciğer nakli başvurusunda bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Aliosmanoğlu, "Birkaç yıl önce yine Süleyman'ın ablası için bize kadavra listesinden karaciğer nakli için başvurmuştu aynı aile. Maalesef o kızımıza kadavra çıkmadığı için onu kaybettik. Ona nakil gerçekleştiremedik ama Süleyman'da Allah'tan böyle bir şansımız oldu" diye konuştu.<br />
<br />
"Vefat eden bir çocuğumuzun karaciğerini Süleyman'a naklettik"<br />
Vefat eden bir çocuğun ailesinin organ bağışı kararıyla Süleyman'ın nakil şansı bulduğunu ifade eden Aliosmanoğlu, ameliyat sonrası sürecin iyi ilerlediğini söyledi. Aliosmanoğlu, "Vefat eden bir çocuğumuzun karaciğerini ailesi bağışlamıştı. Biz de iki hafta önce Süleyman'a nakil ameliyatını gerçekleştirdik ve her şey gayet iyi gidiyor. 4-5 gün önce de Süleyman'ı taburcu ettik" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor"<br />
Organ bağışının özellikle canlı donör bulunamayan hastalar için hayati önem taşıdığını belirten Aliosmanoğlu, kadavra bağışı konusunda toplumsal duyarlılığın artması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Aliosmanoğlu, "Bazen aileler ya da hasta yakınları canlı uygun donör bulamıyor ve burada kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor. Hatta keşke yeterli kadavra bağışı olsa da canlı nakilleri hiç yapmasak diye uğraşıyoruz ama maalesef o hassasiyete ya da o duruma ulaşamadık ülkemizde. Mümkün olduğu kadar bağışı artırmamız gerekiyor, ki çocuklarımız, gençlerimiz normal hayatlarına dönsünler, hayatlarını yaşasınlar. Buradan tüm ülkemize sesleniyoruz, herkesi organ bağışında bulunmaya davet ediyoruz" diye konuştu.<br />
Türkiye'de yıllık yaklaşık bin 500 ile 2 bin civarında karaciğer nakli gerçekleştiğini aktaran Aliosmanoğlu, buna yakın sayıda hastanın da karaciğer nakli beklediğini belirtti. Aliosmanoğlu, "Bildiğim kadarıyla yaklaşık 30 bin civarında da böbrek nakli için bekleyen hastamız var. Bunların büyük çoğunluğu diyalizle devam ediyor ve buna bağlı komplikasyonlarla uğraşıyor. Yeterli bağış olduğunda aslında bu listeler erir. Hem karaciğer nakli hem böbrek nakli için umarım kadavra organ bağışında bu sayıları artırırız" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Beyin ölümü bitkisel hayatla karıştırılmamalı"<br />
Kadavra bağışının beyin ölümü gerçekleşen hastalardan yapılabildiğini anlatan Aliosmanoğlu, beyin ölümünün geri dönüşü olmayan bir durum olduğunu vurguladı. Hasta yakınlarının zaman zaman beyin ölümünü bitkisel hayatla karıştırabildiğini belirten Aliosmanoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:<br />
"Kadavra bağış beyin ölümü olan hastalardan oluyor. Beyin ölümü olan bir insanın geri dönme ihtimali yok. Bu durum ayrıntılı testlerle tespit ediliyor. Hasta yakınlarımız bunu bazen bitkisel hayatla karıştırıyor. ‘Yeniden bir umut belki hastamız geri döner ya da canlanır' gibi düşünebiliyorlar ama beyin ölümü tanısı konulduğunda böyle bir ihtimal kesinlikle yok. Bağış olmadığında beyin ölümü olan kişi zaten vefat etmiş oluyor. Ama ailesi organ bağışladığında, o kişinin organları en az 4-5 kişiye yeniden hayat oluyor."<br />
<br />
Kızını aynı hastalıktan kaybetti, oğluna umut oldu<br />
Anne Arzu Taşkesen, oğlunun nakil sürecini anlatırken 7 yıl önce aynı hastalık nedeniyle kızlarını kaybettiklerini dile getirdi. Kızına geç kalındığını ve nakil yapılamadığı için onu kaybettiklerini belirten Taşkesen, "Biz Süleyman için geçtiğimiz kasım ayında nakil işlemleri için başvurduk. Daha önce kızımız için de nakil için başvurmuştuk, 15 yaşındaydı. Ona çok geç kalmıştık ve yetişemedik. Siroz oldu ve kaybettik. Süleyman'da daha bilinçli olduk, erken müdahale etmek istedik" dedi.<br />
Kendisinin de taşıyıcı olduğunu, genetik bir rahatsızlık nedeniyle canlı donör olmasının risk taşıdığını söyleyen anne Taşkesen, "Canlı verici olmak istedim ama taşıyıcı olduğum için, genetik bir rahatsızlığım olduğu için bendeki karaciğer de biraz riskli oluyordu. Onun için doktorumuz kadavraya yazdırmak istedi. Biz de kadavra listesine yazdırdık" diye konuştu.<br />
<br />
"Bir çocuktan haber geldi, hemen yola çıktık"<br />
Nakil olacağı haberini Gaziantep'te aldıklarını anlatan anne Taşkesen, o an hem sevinci hem de başka bir ailenin acısını aynı anda yaşadıklarını söyledi. Taşkesen, "Bir çocuktan vefat haberi geldi, o çocuğa da çok üzüldük. Gaziantep'teydik, hemen akşam yola çıktık. Sabahında buradaydık ve Süleyman hemen ameliyata girdi. Ameliyat çok şükür çok iyi geçti. Hiç beklemediğimiz bir anda oldu. O çocuğun ailesine bu bağışı yaptıkları için çok teşekkür ediyoruz" dedi.<br />
<br />
"Çocuklarını iki dakika kaybetseler beni anlarlar"<br />
Organ bağışının sadece bir hastayı değil, bütün aileyi etkileyen bir karar olduğunu vurgulayan Taşkesen, "İnsan başına gelmeyince anlamıyor. Benim yaşadığımı yaşamaları lazım birinin beni anlaması için. İnsanın çocuğu en değerli şeyi. İki dakika kaybetseler beni anlarlar. Organ bağışı yapmak insanların tek bir kişiyi değil; anneyi, babayı, kardeşi, akrabayı, herkesi ilgilendiriyor. O sadece bir kişi değil; bir aile, bir akraba, bir topluluk. O bizim bir dünyamız. Ameliyat olduğu için çok mutluyuz" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Sürekli ‘Rahat uyumak istiyorum' diyordu"<br />
Süleyman'ın nakil öncesi ciddi sıkıntılar yaşadığını anlatan anne Taşkesen, oğlunun özellikle kaşıntı ve uyku düzensizliği nedeniyle çok zorlandığını dile getirdi. Sürekli endişe içinde yaşadıklarını belirten Taşkesen, şöyle konuştu:<br />
"Ne olacak, nasıl olacak, kurtaracak mıyız diye sürekli bir endişe içindeydik. Çok şükür artık çok mutluyuz. Herkesi bilinçli olmaya davet ediyorum. Süleyman'ın nakil öncesi kaşıntıları oluyordu, uyku düzeni yoktu. Uykudan uyanıp sürekli kaşınıyordu. ‘Yeter artık, ben bundan kurtulmak istiyorum, rahat uyumak istiyorum, istediğimi yemek istiyorum' diye hep dert yanıyordu. Artık inşallah normal, sağlıklı bir insan olarak hayatına devam edecek."<br />
<br />
Donör aileye mektup yazdı: "Bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok"<br />
Oğluna karaciğeri bağışlanan kişinin bir çocuk olduğunu öğrenince çok üzüldüğünü belirten anne Taşkesen, donör aileye duyduğu minneti bir mektupla dile getirdi. Kendisi de evlat acısı yaşadığı için donör ailenin acısını çok iyi anladığını söyleyen Taşkesen, "Kimin organ bağışladığını öğrenmek istemiştim. Bir çocuk olduğunu öğrenince çok üzüldüm. Bir yandan ailesine çok teşekkür ediyorum. Onların acısını ben de bir çocuk kaybettiğim için anlıyorum. Böyle bir şey yapmak çok zor bir şey. Çok zor bir şeyi başarmışlar. Hele bir çocuğunun organını bağışlamak çok zor ama bilinçlenmek böyle bir şey" dedi.<br />
Taşkesen, donör aileye yazdığı mektupta şu ifadeleri kullandı:<br />
"Merhaba hiç tanımadığım ama acısını yüreğimde hissettiğim can aile. Bundan 7 sene önce ben de karaciğer hastalığından kızımı kaybettim. 15 yaşındaydı, 23 Nisan doğumlu. Doğum günü geldi, kızım 22 oldu. 18 yaşında oğlum, 10 yaşında oğlum ve 8 yaşında kızım var. Süleyman 1 yaşındayken onun da hasta olduğunu öğrendim. Hep onda bir şey olur korkusuyla yaşadım. 10 yaşında yeşil gözlü, hayat dolu bir çocuk Süleyman. Dün bir telefonla Gaziantep'ten çıkıp yeniden buraya yetişmeye çalıştık. İçimde hem korku hem sevinç vardı. Çocuğum iyileşecekti. Sürekli kaşınan, her yerini yara yapan, geceleri uyumayan Süleyman artık deliksiz uyuyacaktı ve büyüyecekti. Size o kadar minnettarım ki. Bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok. Ama artık yüreğimde bir sızı daha var. Süleyman'ın içindeki güzel yürek Can. Allah'ım rahmet eylesin, sizi cennetinde kavuştursun. Allah sizden bin kere razı olsun. Allah'a emanet olun. Süleyman'ın annesi."<br />
<br />
"7 senedir yüreğimde kızımın ateşiyle yaşıyorum"<br />
Mektubunda 7 yıl önce kaybettiği kızından da bahsettiğini belirten Taşkesen, "Kızım 15 yaşındaydı. Çok çektik. O da organ nakli olsaydı belki kurtarabilirdim. 7 sene oldu, 7 senedir yüreğimde onun ateşiyle yaşıyorum. Keşke herkes bilinçlense ve hiçbir çocuk, hiçbir hasta ölmese diyorum" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"10 yıldır çocuğumuz çok çekti"<br />
Baba Taşkesen de oğlunun yıllardır hastalıkla mücadele ettiğini ve naklin ardından büyük mutluluk yaşadıklarını söyledi. Kızlarını kaybetmenin acısını da taşıdıklarını belirten baba Taşkesen, "İbrahim hocaya çok teşekkür etmek istiyorum. 10 yıldır çocuğumuz çok çekti. Bizi bu hastalıktan kurtardığı için hocamıza minnettarız. Geceleri çocuğum hiç rahat değildi. Kızımızın da acısı vardı. İbrahim hocaya ve ekibine teşekkür ediyorum" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/kizini-karaciger-nakli-beklerken-kaybetti-oglu-organ-bagisiyla-hayata-tutundu</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/kizini-karaciger-nakli-beklerken.jpg" type="image/jpeg" length="16620"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[LABORANTLAR ÖZEL GÜNLERİNDE UNUTULMADI]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/laborantlar-ozel-gunlerinde-unutulmadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/laborantlar-ozel-gunlerinde-unutulmadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi, “Tıbbi Laboratuvar Çalışanları Haftası” kapsamında acil ve genel laboratuvar ile transfüzyon biriminde görev yapan sağlık çalışanlarıyla bir araya geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, insan sağlığının korunması ve daha kaliteli bir yaşam sunulması adına büyük bir özveriyle görev yapan tıbbi laboratuvar teknikeri ve teknisyenleri başta olmak üzere tüm laborantların haftasını kutlayarak karanfil takdim etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık hizmetlerinin doğru ve hızlı ilerlemesinde laboratuvar verilerinin belirleyici rol oynadığını vurgulayan Başhekim Prof. Dr. Karakuş Yılmaz, “Tıbbi tanı ve tedavi süreçlerinde en önemli unsurlardan biri laboratuvar bulgularıdır. Bu denli kritik bir görevi üstlenen laborantlarımız, sağlık sektörünün gizli kahramanlarıdır. Hata kabul etmeyen bu meslekte büyük bir dikkat ve özveriyle çalışan laborantlarımızın sağlık hizmetlerindeki yeri son derece kıymetlidir. İnsan sağlığını korumak ve daha kaliteli bir yaşam sunmak için birlikte emek verdiğimiz tüm tıbbi laboratuvar çalışanlarının gününü en içten dileklerimle kutluyorum.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/laborantlar-ozel-gunlerinde-unutulmadi</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/eah-alanya.jpg" type="image/jpeg" length="96869"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ALANYA EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ’NDE EBELER HAFTASI UNUTULMADI]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-ebeler-haftasi-unutulmadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-ebeler-haftasi-unutulmadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi, Ebeler Haftası kapsamında hastanede görev yapan ebelerle bir araya geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Doğumun mucizevi yolculuğunda annelere ve bebeklere rehberlik eden, fedakârlık, sabır ve sevgiyle görev yapan ebeler, özel günlerinde unutulmayarak yerlerinde ziyaret edildi. Program kapsamında Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, ebelerin yaşadığı sorunları dinleyerek çözüm önerilerini değerlendirdi. Etkinlik, ebeler ve sağlık çalışanlarının katılımıyla gerçekleştirilen pasta kesimi ile devam etti. Günün anlam ve önemine ilişkin konuşma yapan Başhekim Prof. Dr. Karakuş Yılmaz, “Bebeğin ilk nefesine, annenin cesaretine tanıklık eden ve insanlık tarihi kadar köklü bir mesleği büyük bir özveriyle icra eden başta hastanemizde görev yapan ebelerimiz olmak üzere tüm ebelerimizin Ebeler Haftası’nı kutluyorum. Gebelik sürecinin takibinden doğum anına ve doğum sonrasına kadar büyük bir özveriyle görev yapan ebelerimiz, sağlıklı nesillerin yetişmesinde kilit bir rol üstlenmektedir. Anne-Bebek Dostu Hastane olarak; doğum hizmetlerinin sunulması, ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesi, normal doğumun desteklenmesi ve hizmet kalitesinin artırılması için çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Özverili çalışmaları ve insanlığa sundukları değerli katkılar için tüm ebelerimize teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Dilek Salvur Sağındık ise yaptığı konuşmada, “Bir toplumun huzur, mutluluk ve geleceğinin en önemli teminatı sağlıklı bireylerdir. Ebelik mesleği; sağlıklı bireyler, aileler ve toplumların oluşmasında çok önemli bir yere sahiptir.Tüm ebelerimizin Ebeler Haftası’nı kutluyor, özverili çalışmalarından dolayı kendilerine teşekkür ediyorum” dedi.<br />
Program, Ebeler Haftası anısına gerçekleştirilen fotoğraf çekimi ile sona erdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-ebeler-haftasi-unutulmadi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/hastanede-kutlama.jpg" type="image/jpeg" length="11822"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Onkoloji uzmanından sosyal medya kürlerine uyarı: "Masum görülen bitkilerin içinde birçok kimyasal var"]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/onkoloji-uzmanindan-sosyal-medya-kurlerine-uyari-masum-gorulen-bitkilerin-icinde-bircok-kimyasal-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/onkoloji-uzmanindan-sosyal-medya-kurlerine-uyari-masum-gorulen-bitkilerin-icinde-bircok-kimyasal-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Tıbbi Onkoloji Derneğince Antalya'da düzenlenen 13. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi'nde konuşan Dernek Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının geleneksel, bitkisel ve sosyal medyada sıkça karşılaşılan kür, krem ve benzeri ürünleri doktorlarına danışmadan kullanmamaları gerektiğini belirterek, "Biz hastalarımızın zarar görmesini istemediğimiz için, ömrümüzü adadığımız bu insanların saçının teline zarar gelmemesi için bu ürünleri güvenli bulmuyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>O yüzden doktorlarına danışmadan, bu işte uzmanlığı olmayan herhangi bir kişinin sözüyle ya da yaptığı uygulamalarla hareket etmesinler" dedi.<br />
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından bu yıl 13'üncüsü düzenlenen "Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi", Antalya'nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi'nde gerçekleştirildi. Kongre için Antalya'da bulunan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, İhlas Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, geleneksel ve bitkisel ürünler ile sosyal medyada sıkça gündeme gelen kür, krem ve benzeri uygulamaların kanser hastaları üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.<br />
Kanser hastalarının tedavi sürecinde bilimsel kanıtı olmayan ürünlere yönelmesinin ciddi riskler taşıyabileceğine dikkat çeken Karabulut, hekimlerin bu tür uygulamalara yaklaşımının "karşı çıkmak" olarak değil, "güvenli bulmamak" olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.<br />
<br />
"Kanser hastalarının hayatlarını kurtarmak için ömrümüzü adadık"<br />
Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının yaşamlarını kurtarmak ve onları konforlu bir şekilde yaşatmak için çalıştıklarını vurgulayarak, "Biz kanser hastalarının hayatlarını kurtarmak, onları konforlu yaşatmak için hayatımızı adadık. Onlara iyi gelebilecek herhangi bir şeye karşı çıkmayız. Doktorların bu işe karşı olduğu yönündeki yaklaşıma kesinlikle halkımız inanmasın. Biz bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. Basit bir örnek vereyim. Evinize giderken ağacın kenarında iki tane mantar buldunuz. Evinize gidip bu mantarı kavurup yemezsiniz herhalde. O da bitki, o da bir gıda ama ölebilirsiniz" diye konuştu.<br />
<br />
"Bitkileri masum gibi görüyoruz ama içinde birçok kimyasal var"<br />
Bazı bitkilerin yanlış kullanımında ölümcül sonuçlar doğurabileceğini belirten Karabulut, zakkum örneği üzerinden uyarısını sürdürdü. Karabulut, "Zakkum senelerce bu ülkede gündeme geldi. İnsanlar bunun ekstresinden belki de öldü. Çünkü bizim geleneksel dilimizde ‘zıkkım ye' diye bir laf vardır, o zakkumdan gelir. Bunun birazcık dozunu kaçırırsanız insan ölebilir. Biz aslında bitkileri masum gibi görüyoruz ama onların içinde birçok kimyasal var. Bu nedenle güvenli bulmuyoruz" dedi.<br />
Bir maddenin kanser hücresini öldürmesinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Karabulut, laboratuvar düzeyindeki bazı sonuçların doğrudan hastalarda güvenle kullanılabileceği anlamına gelmediğine dikkat çekerek, "Bir şeyin kanser hücresini öldürmesi yetmiyor. ‘İspatlandı' denilen şeylerin de çoğu hücresel düzeyde. Ama bunun zararlı olmadığını da göstermek lazım" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"İlaçla etkileşiyor mu, yan etkiyi artırıyor mu, etkisini azaltıyor mu"<br />
Kanser tedavilerinin hekim kontrolünde ve belirli riskler gözetilerek yürütüldüğünü söyleyen Karabulut, kanıtlanmamış ürünlerin bu sürece dahil edilmesinin hastalar açısından tehlikeli olabileceğini belirterek, "Biz zaten yeterince riski olan tedaviler yaparken, kanıtlanmamış, kanser hücresiyle ya da ilaçla nasıl etkileştiği bilinmeyen; ilacın yan etkisini artırıyor mu, etkisini azaltıyor mu ya da kanser hücresini besliyor mu gibi birçok güvenlik verisine sahip olmayan bir şeyi hastalarımıza uygulamayız" konuştu.<br />
<br />
"Bu işte uzmanlığı olmayan kişilerin sözüyle hareket etmesinler"<br />
Karabulut, kanser hastalarının tedavi sürecinde hekimlerinden habersiz herhangi bir kür, krem, bitkisel ürün ya da sosyal medyada önerilen uygulamaya yönelmemesi gerektiğini belirterek, "Biz hastalarımızın zarar görmesini istemediğimiz için, ömrümüzü adadığımız bu insanların saçının teline zarar gelmemesi için bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. O yüzden doktorlarına danışmadan, onlara bilgi vermeden, kesinlikle bu işte uzmanlığı olmayan herhangi bir kişinin sözüyle ya da yaptığı uygulamalarla hareket etmesinler" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/onkoloji-uzmanindan-sosyal-medya-kurlerine-uyari-masum-gorulen-bitkilerin-icinde-bircok-kimyasal-var</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/nkoloji13tibbi-onkoloji.jpg" type="image/jpeg" length="78838"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağırsağı kangrene gidiyordu, kapalı ameliyatla kurtarıldı: "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacaktım"]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-bir-gun-gec-kalsam-bugun-burada-olmayacaktim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-bir-gun-gec-kalsam-bugun-burada-olmayacaktim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, şiddetli ve durmaksızın devam eden karın ağrısı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle başvurduğu hastanede acil ameliyata alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Açık karın ameliyatları sonrası gelişen yapışıklıklara bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı tespit edilen Berksoy, laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştu. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, "Bağırsak neredeyse kangren oluyordu, dolaşımı bozulmuştu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık" derken, Berksoy ise "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım" sözleriyle yaşadığı süreci anlattı.<br />
Antalya'da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, karnında şiddetli, sürekli ve durmaksızın devam eden ağrı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş'e başvurdu. Yapılan değerlendirmelerin ardından açık karın ameliyatları sonrası gelişen karın içi yapışıklıklarına bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı yaşadığı belirlenen Berksoy, aynı gün laparoskopik yöntemle ameliyata alındı. Op. Dr. Gökhan Ateş ve ekibi tarafından gerçekleştirilen kapalı ameliyatla hastanın kangrene doğru ilerleyen bağırsağı kurtarıldı. Ameliyatın ardından kısa sürede rahatlayan Berksoy, aynı gün ayağa kalkarak beslenmeye başladı.<br />
<br />
"Bağırsak içeride sıkıştığında hayatı tehdit eden tabloya gidebiliyor"<br />
Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, özellikle açık karın ameliyatlarından sonra karın içinde yapışıklıklar gelişebildiğini belirterek, bu durumun bazı hastalarda bağırsak tıkanıklığı ve iç fıtığa yol açabildiğini söyledi. Op. Dr. Ateş, "Ameliyatlardan sonra, özellikle açık karın ameliyatlarının ardından karın içerisinde yapışıklıklar olabiliyor. Bu yapışıklıklara bağlı olarak bazen bağırsaklar, iç fıtık dediğimiz açıklıklardan geçerek sıkışabiliyor. Bağırsak içeride sıkıştığında başlangıçta tıkanıklık bulguları ortaya çıkıyor. İlerleyen dönemde ise kangrene, hatta hayatı tehdit eden tam kangren tablosuna kadar gidebiliyor" dedi.<br />
<br />
"Bağırsak neredeyse kangren oluyordu"<br />
Hastanın bulantı, kusma ve şiddetli karın ağrısı şikayetlerinin ilerlemesi üzerine hastaneye başvurduğunu ifade eden Op. Dr. Ateş, ameliyatta bağırsaktaki dolaşım bozukluğunu gördüklerini belirterek, "Hastamızda bağırsak tıkanıklığı olmuş, bulantı ve kusmaları başlamış, şiddetli karın ağrısı gelişmiş. Daha önce takip edilmiş ancak şikayetleri ilerleyince bize müracaat etti. Laparoskopik, yani kapalı ameliyatla müdahale ettik. Bağırsak neredeyse kangren oluyordu; simsiyah hale gelmişti, dolaşımı bozulmuştu ve nekroza doğru gidiyordu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık. Kapalı ameliyat sayesinde hastamız aynı gün hayata dönebildi. Şu an gayet rahat, genel durumu iyi, değerleri de iyi. Takiplerimiz devam edecek" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Şiddetli karın ağrısı ve ölüm hissiyle geldi"<br />
Hastanın hastaneye geldiğinde oldukça ağır bir tablo yaşadığını dile getiren Op. Dr. Ateş, belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Ateş, "Sürekli kusma, şiddetli karın ağrısı, özellikle spazm tarzı çok şiddetli ağrılar önemli bulgulardır. Hastamız şiddetli karın ağrısı ve ölüm hissiyle geldi. Sürekli kusuyordu. Ameliyattan hemen sonra dramatik şekilde rahatladı. Ameliyat 23 Nisan'da gerçekleşti, 23 Nisan aynı zamanda hastamızın da bayramı oldu. Ameliyattan 2-3 saat sonra yürümeye başladı. Aynı gün yeme içmeye başladı" diye konuştu.<br />
<br />
"5 yıl önce kızını da benzer şikayetlerle ameliyat ettik"<br />
Op. Dr. Gökhan Ateş, Ayşe Zülal Berksoy'un kızının da 5 yıl önce benzer şikayetlerle kendisine başvurduğunu belirterek, onun da laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştuğunu söyledi. Op. Dr. Ateş, "5 yıl önce hastamızın kızı da gelmişti. Onun da 25 yıldır devam eden karın ağrısı şikayeti vardı. Laparoskopik olarak baktığımızda karın içerisinde doğuştan gelen, kendiliğinden oluşmuş yapışıklıklara bağlı iç fıtıklar olduğunu gördük. Çok zor bir süreç yaşamıştı; çaresiz kaldığını, derdine derman bulamadığını söylüyordu. Laparoskopik olarak o bağlardan kurtulduğunda, hayatındaki bağlardan da kurtulmuş gibi rahatladı" dedi.<br />
<br />
"O zümrütler beni öteki tarafa götürüyormuş"<br />
Yaşadığı süreci anlatan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy ise karın ağrısının sürekli ve dayanılmaz şekilde devam ettiğini, kusma şikayetinin de yeşil renkte olduğunu söyledi. Berksoy, "Karnımda şiddetli, sürekli, durmaksızın devam eden ağrı ve kramplar vardı. Hiçbir şey içemiyordum. Sürekli geğirmek istiyordum ve kusuyordum. Kusmuğun renginin yeşil olduğunu gördüm. Ben biraz esprili bir insan olduğum için eşime, ‘Bak senin karın çok mücevherli. Senin için zümrütleri dünyaya getiriyor' diyordum. Ama o zümrütler var ya, beni öteki tarafa götürüyormuş" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım"<br />
Ameliyatın ardından sağlığına kavuştuğunu belirten Berksoy, doktoruna duyduğu minnettarlığı şu sözlerle anlattı: "İyi ki Gökhan Hocam varmış. Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az, kelimeler yetmez. Kızım adına, kendi adıma yaşadığım sürece hep minnettar kalacağım. Eğer bugün bu kadar iyiysem onun sayesinde çok iyiyim."<br />
Ameliyat öncesi ve sonrası arasında büyük fark olduğunu söyleyen Berksoy, "Şimdiki halimle geldiğim halime bakıyorum, arada dağlar kadar fark var. Ne kadar rahatım, ne kadar mutluyum anlatamam. Nasıl geldim, nasıl çıkıyorum ben de şaşırıyorum. Ne yaptı, nasıl tedavi uyguladı bilmiyorum ama eskisinden çok daha iyi çıkıyorum" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-bir-gun-gec-kalsam-bugun-burada-olmayacaktim</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/bagirsak.jpg" type="image/jpeg" length="44450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şiddetin görünür hale gelip normalleşmesi çocuk ve gençleri olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/siddetin-gorunur-hale-gelip-normallesmesi-cocuk-ve-gencleri-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/siddetin-gorunur-hale-gelip-normallesmesi-cocuk-ve-gencleri-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülin Özdamar Ünal, son dönemlerde kamusal alanlarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Konunun sadece bireysel değil toplumsal şartların bir yansıması olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Ünal, "Şiddetin görünür hale gelmesi ve normalleşmesi, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır" dedi.<br />
Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası ve 28. Ulusal Klinik Eğitim Sempozyumu kapsamında gerçekleştirilen basın toplantısında, etkinliğe ilişkin veriler paylaşıldı.<br />
Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu, sempozyumda 14 kurs, 30 panel, 10 uzmanla buluşma oturumu ve 6 konferans düzenlendiğini, ayrıca 82 sözlü ve 46 poster bildirinin sunulduğunu belirtti. Toplam 162 konuşmacının yer aldığı programa 441 katılımcı katılırken, 103 katılımcının burslu olarak desteklendiği bildirildi. Sempozyuma Almanya, İngiltere, İtalya ve Hollanda'dan 6 yabancı konuşmacı da katkı sundu.<br />
<br />
"Bilimsel kanıta dayalı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir"<br />
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülin Özdamar Ünal, son dönemde artan şiddet ve intihar olaylarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Son dönemde okullarda ve kamusal alanlarda artan şiddet olayları, toplum ruh sağlığı açısından ciddi bir kaygı kaynağıdır ve yalnızca bireysel değil, toplumsal şartların bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Şiddetin görünür hale gelmesi ve normalleşmesi, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Bu süreç, hem başkalarına yönelik saldırgan davranışları hem de bireyin kendine yönelen yıkıcı eğilimlerini, özellikle intihar düşüncesi ve girişimlerini artırabilmektedir. İstanbul'da son günlerde raylı sistemlerde art arda yaşanan intihar olayları hepimizi derinden üzmekte, bu durum yalnızca bireysel kayıplar açısından değil, toplum ruh sağlığı ve kamusal güvenlik açısından da acil ele alınması gereken ciddi bir soruna işaret etmektedir. İntihar davranışı, çoğu zaman çok etmenli bir süreç içinde ortaya çıkar. Ruhsal hastalıklar, umutsuzluk, yalnızlık, ekonomik ve sosyal zorluklar, travmatik yaşantılar, madde kullanımı, daha önceki kendine zarar verme davranışları, destek sistemlerinin zayıflaması, ölümcül araçlara kolay erişim ve profesyonel yardıma erişimdeki güçlükler bu süreçte rol oynayabilir. Bu nedenle, intiharı önlemede suçlayıcı ve damgalayıcı söylemlerden uzak, riskleri azaltmayı ve destek mekanizmalarını güçlendirmeyi hedefleyen, bilimsel kanıta dayalı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir" dedi.<br />
<br />
"Tüm paydaşların katılımıyla bütüncül bir intiharı önleme eylem planı oluşturulması gerekmektedir"<br />
Toplumda şiddet ikliminin azaltılması gerektiğini ve güven duygusunun yeniden tesis edilmesine yönelik adımların atılabileceğini ifade eden Ünal, "Toplumsal huzurun güçlendirilmesi, intiharı önlemenin temel şartların arasındadır. İntihar önlenebilir. Bunun için ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, risk altındaki bireylerin erken fark edilmesi, kriz anında hızlı ve şefkatli müdahale edilmesi ve ölümcül yöntemlere erişimin sınırlandırılması büyük önem taşımaktadır. İntihar davranışının bulaşıcı olabileceği bilinmektedir. Bu nedenle medyada intihar haberlerinin sansasyonel ve ayrıntılı biçimde sunulmasından kaçınılmalı, bunun yerine yardım yolları ve destek mekanizmaları görünür kılınmalıdır. Raylı sistemlerde yaşanan intiharlar, sağlık hizmetlerinin yanı sıra kent planlaması, ulaşım güvenliği ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunda ele alınmalıdır. Uluslararası veriler, platform bariyerleri, güvenlik sistemleri ve personel eğitiminin etkili koruyucu önlemler olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, tüm paydaşların katılımıyla bütüncül bir intiharı önleme eylem planı oluşturulması gerekmektedir. Toplum olarak da sorumluluğumuz vardır. Çevremizde umutsuzluk, vedalaşma, içe çekilme, 'yaşamak istememe' ifadeleri veya kendine zarar verme belirtileri gördüğümüzde bunu göz ardı etmemeli, yargılamadan destek olmalı ve profesyonel yardıma yönlendirmeliyiz. Bugün ihtiyaç duyulan şey, korku ve sansasyon değil, dayanışma, erken müdahale ve erişilebilir destek sistemleridir" şeklinde konuştu.<br />
<br />
"Sağlık çalışanlarının en az üçte birinin fiziksel şiddete, yüzde 95'den fazlasının sözel şiddete maruz kalıyor"<br />
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Sekreteri Dr. Gülsüm Zuhal Kamış ise, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin, yıllardır çözülememiş bir sorun olduğunu ifade ederek, "Hekimler ve sağlık çalışanları yalnızca sözel ya da fiziksel şiddete maruz kalmıyor, hayatını da kaybediyor. Sağlık çalışanlarının en az üçte birinin fiziksel şiddete, yüzde 95'den fazlasının sözel ya da fiziksel şiddete maruz kaldığı şartlarda, meslektaşlarımız, bir taraftan Dr. Ersin Arslan, Dr. Fikret Hacıosman, Dr. Ekrem Karakaya, Dr. Göksel Kalaycı, Dr. Aynur Dağdemir ve mesleki baskıların gölgesinde hayatını kaybeden Dr. Melike Erdem gibi hayatını kaybeden meslektaşlarımızın acısını yüreğinde taşıyor, bir taraftan da sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor" diye konuştu.<br />
<br />
"Şiddet, öğrenilmiş ve yeniden üretilen bir olgudur"<br />
Türkiye Psikiyatri Derneği Saymanı Dr. Hayriye Mihrimah Öztürk ise kadına yönelik şiddet konusuna ilişkin, "Kalıcı çözüm yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı değildir. Şiddetin temelinde yatan toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele edilmeden, eğitimden çalışma yaşamına kadar her alanda eşitlik sağlanmadan ve toplumsal zihniyet dönüşümü gerçekleştirilmeden bu sorunun ortadan kaldırılması mümkün değildir. Kadına yönelik şiddet kaçınılmaz değildir. Bu şiddet, öğrenilmiş ve yeniden üretilen bir olgudur. Dolayısıyla değiştirilebilir. Şiddeti önlemek, şiddete maruz bırakılan kadınlara inanmak, onları güçlendirmek ve destek mekanizmalarını erişilebilir kılmakla başlar. Sağlık sistemi, emniyet birimleri ve adli süreçler, kadınların yeniden travmatize edilmesini önleyecek şekilde yapılandırılmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Psikolojik ve yapısal düzeyde eş zamanlı bir mücadeleyle baş edebiliriz"<br />
Türkiye Psikiyatri Derneği Asistan Hekimlik Sekreteri Dr. Nur Temizkan ise dijital şiddetin, yalnızca teknolojik bir sorun olmadığını belirterek, "Toplumsal, psikolojik ve sistematik katmanları olan çok boyutlu bir kriz. Ve ayrıca dijital şiddet, bireysel bir psikopatolojiden ziyade, politik, sosyolojik ve kültürel unsurların bir sonucu. Dijital şiddet dediğimizde, internet, sosyal medya, akıllı telefonlar gibi araçlar üzerinden gerçekleştirilen her türlü taciz, tehdit, aşağılama, şantaj ve kontrol davranışını kastediyoruz. Bu, aslında geleneksel şiddetin ortadan kalkmış hali değil, dijital dünyaya taşınmış ve yeni araçlarla güçlenmiş bir uzantısı. Güncel verilere bakarsak, Birleşmiş Milletler'in raporuna göre, kadın gazeteciler ve aktivistlerin üçte ikisinden fazlası dijital şiddete maruz kalıyor, bu vakaların yüzde 40 kadarı fiziksel şiddetle sonuçlanıyor. Türkiye'de yapılan çalışmalar ise her 10 kadından yaklaşık 3'ünün ısrarlı takibe maruz kaldığını, kadınların yarısından fazlasının ise dijital mecralarda taciz içerikli mesajlarla karşılaştığını gösteriyor. Bu bulgular, dijital şiddetin çoğu durumda fiziksel şiddetin alternatifi değil, onu önceleyen, besleyen ve sürekliliğini sağlayan bir süreç olduğunu göstermekte. Biz bugün şunu vurgulamak istiyoruz: Dijital alan da bir yaşam alanı. Orada maruz kalınan şiddet gerçek ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri son derece somut ve yıkıcı. Kadınların, gençlerin ve diğer tüm grupların dijital alanda var olabilmek için daha sessiz, daha görünmez olmak zorunda kalması bir çözüm değil. Dijital şiddet çok boyutlu bir kriz ve bununla ancak toplumsal, psikolojik ve yapısal düzeyde eş zamanlı bir mücadeleyle baş edebiliriz" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/siddetin-gorunur-hale-gelip-normallesmesi-cocuk-ve-gencleri-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 16:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/siddetin-gorunur-hale-gelip-normallesmesi.jpg" type="image/jpeg" length="65799"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzm. Dr. Jamala Mammadova: "Çocukluk çağı obezitesi alarm veriyor, önlem hamilelikte başlıyor"]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/uzm-dr-jamala-mammadova-cocukluk-cagi-obezitesi-alarm-veriyor-onlem-hamilelikte-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/uzm-dr-jamala-mammadova-cocukluk-cagi-obezitesi-alarm-veriyor-onlem-hamilelikte-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Endokrinolojisi Uzm. Dr. Jamala Mammadova, çocukluk çağı obezitesi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Mammadova, "Çocukluk çağı obezitesi alarm veriyor: önlem hamilelikte başlıyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Çocukluk çağı obezitesinin küresel ölçekte hızla yayılan ve önlenebilir bir salgın haline geldiğini belirten Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bölümü'nden Uzm. Dr. Jamala Mammadova, artan risklere ve alınması gereken önlemlere dikkat çekti.<br />
<br />
Türkiye'de çocuklar aşırı kilonun esiri<br />
Türkiye'de çocukluk çağı obezitesinin dünya ortalamasını aştığını vurgulayan Dr. Mammadova, "Çocukluk Çağı Obezite Araştırması (COSI-TUR) 2022 verilerine göre obezite oranı yüzde 22,4'e ulaşmıştır. Bu oran erkek çocuklarda yüzde 13, kızlarda yüzde 9 civarındadır. Her dört çocuktan biri kilolu veya obezdir. Büyük şehirlerde ve genç nüfusta sorun daha belirgindir. Sağlık Bakanlığı'nın 2025-2028 Obezite ile Mücadele Eylem Planı bu krize yönelik kapsamlı adımlar içermekte ancak acil ve toplum temelli müdahaleler şarttır" dedi.<br />
<br />
Şekerli içecekler en büyük düşman<br />
Obezitenin genetik ve çevresel birçok faktörün etkileşimiyle oluştuğunu ifade eden Dr. Mammadova, "Özellikle anne karnındaki dönemde annenin obezitesi veya şekerli içecek tüketimi, çocuğun ileride obezite riskini artıran epigenetik değişikliklere yol açabilmektedir. 2025 araştırmaları şekerli içeceklerin doğrudan kilo alımına, insülin direncine ve metabolik sendroma neden olduğunu göstermektedir. Pandemi sonrası artan ekran süresi, hareketsizlik ve ucuz ultra-işlenmiş gıdalara erişimin kolaylaşması da önemli tetikleyiciler arasındadır" diye konuştu.<br />
<br />
Çocuklarda obezite birçok hastalığa neden oluyor<br />
Çocukluk çağı obezitesinin ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını belirten Dr. Mammadova, "Obez çocuklarda astım, uyku apnesi, eklem problemleri, tip 2 diyabet ve depresyon, düşük özsaygı gibi psikolojik sorunların riski yüksektir. Çocukluk obezitesi yetişkinlikte kalp hastalıkları, kanser ve erken ölüm riskini artırmaktadır. Önleme hamilelik döneminden başlamalıdır. Anne adaylarının uygun kilo alımı, ilk 6 ay sadece anne sütü ve 2 yaşa kadar emzirmenin devamı kritik önem taşır" dedi.<br />
<br />
Ailelere sağlıklı yaşam için kritik öneriler<br />
Ailelere de önemli uyarılarda bulunan Dr. Mammadova, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının küçük yaşta kazandırılması gerektiğini belirterek, "Günlük beslenmede meyve ve sebzeleri çeşitlendirin; her öğünde en az bir porsiyon meyve veya sebze bulundurun. Şekerli içecekleri tamamen azaltın veya ortadan kaldırın. Evde sağlıklı yemek pişirme alışkanlığını geliştirin. Çocuklara porsiyon kontrolü öğretin ve ekran süresini günlük 2 saatin altına indirin. Her gün en az 60 dakika fiziksel aktivite sağlayın. Düzenli uyku düzeni oluşturun ve ebeveyn olarak rol model olun" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Erken müdahale sağlıklı nesiller için kritik önem taşıyor<br />
Erken müdahale ve yaşam tarzı değişikliklerinin obezitenin büyük bir kısmını önleyebileceğine dikkat çeken Dr. Mammadova, "Çocukluk çağı obezitesi geleceğimizi tehdit eden önlenebilir bir krizdir. Aileler, okullar ve karar vericiler acil ve koordineli harekete davet edilmektedir. Erken adımlar atılırsa sağlıklı nesiller yetiştirmek hala mümkündür" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/uzm-dr-jamala-mammadova-cocukluk-cagi-obezitesi-alarm-veriyor-onlem-hamilelikte-basliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/uzm-dr-jamala-mammadova.jpg" type="image/jpeg" length="91705"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Akdeniz Üniversitesi'nin CAR-T hamlesi anlatıldı]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/cumhurbaskani-erdogana-akdeniz-universitesinin-car-t-hamlesi-anlatildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/cumhurbaskani-erdogana-akdeniz-universitesinin-car-t-hamlesi-anlatildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ile Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan'ı kabul etti. Rektör Özkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Türkiye'de ilk kez Akdeniz Üniversitesi'nde hayata geçirilen CAR-T merkezi ile ilgili bilgi vererek, destekleri için teşekkür etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu için bulunduğu Antalya'da Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ile Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan'ı kabul etti. Görüşmede Akdeniz Üniversitesi'nin sağlık alanında yürüttüğü projeler ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın destekleriyle hayata geçirilen İleri Sağlık Araştırma Merkezi bünyesindeki CAR-T ve Hücresel Tedaviler Üretim Merkezi hakkında bilgi verildi. Akdeniz Üniversitesi'nin son dönemde attığı en stratejik adımlardan biri olarak öne çıkan merkezde özellikle lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde kullanılan CAR-T hücre tedavisinin yerli üretimi ve klinik uygulamasına ilişkin çalışmalar yürütülüyor. Akdeniz Üniversitesi'nde kurulan CAR-T ve Hücresel Tedaviler Üretim Merkezi, Türkiye'de üniversite temelli olarak hayata geçirilen ilk CAR-T altyapısı olma özelliği taşıyor.<br />
Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, yaptığı açıklamada göreve geldikleri ilk dönemde transplantasyon ve kanser alanındaki planlarını Cumhurbaşkanı Erdoğan'a anlattıklarını, Erdoğan'ın da bu projeye destek verdiğini belirtti. Prof. Dr. Özkan, CAR-T merkezinin bulunduğu binanın da Cumhurbaşkanı'nın destek verdiği projenin binası olduğunu ifade etti. Rektör Özkan, CAR-T yönteminin özellikle tedavileri başarısız olmuş hastalar için yeni bir seçenek sunduğunu, yöntemin dünyada sınırlı merkezlerde kullanıldığını ve Türkiye'nin Akdeniz Üniversitesi ile bu alanda önemli bir eşiği geçtiğini söyledi.<br />
<br />
<strong>YENİ BİR DÖNEMİN KAPISINI ARALIYOR</strong><br />
CAR-T tedavisinin hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvar ortamında yeniden programlanarak kanser hücrelerini hedef alacak şekilde güçlendirilmesine dayandığını söyleyen Rektör Özkan, bu yöntemin özellikle dirençli ve nükseden kan kanserlerinde yüksek başarı oranlarıyla dikkat çektiğini, yüzde 95'e varan sonuçlardan söz edildiğini belirtti. Rektör Özkan, bu altyapının yalnızca bugünün hastaları için değil, Türkiye'nin sağlıkta ileri biyoteknoloji kapasitesi açısından da yeni bir dönemin kapısını araladığını vurguladı.<br />
<br />
<strong>CAR-T MERKEZİYLE TÜRKİYE'DE BİR İLK</strong><br />
Bu teknolojiyi yalnızca mevcut kullanım alanlarıyla sınırlı tutmayacaklarını ifade eden Rektör Özkan, "Öncelik lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde olsa da önümüzdeki dönemde beyin kanseri başta olmak üzere farklı solid tümörlerde de CAR-T benzeri hücresel tedavilerin kullanılabilmesi için bilimsel çalışmalar yürütülecek" diye konuştu.<br />
Mevcut tedavi yöntemlerinin yanı sıra geleceğin kanser tedavilerine yön vermeyi hedefleyen Akdeniz Üniversitesi bu merkezle Türkiye'de bir ilki hayata geçirirken, ileri tedavi teknolojilerinde yeni bir bilimsel atılımın da zeminini oluşturuyor. – İHA<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/cumhurbaskani-erdogana-akdeniz-universitesinin-car-t-hamlesi-anlatildi</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/c-u-m-h-u-r-b-a-s-k-a-n-i.jpg" type="image/jpeg" length="25553"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Ciddi bir yabancı hasta potansiyelimiz var"]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/ciddi-bir-yabanci-hasta-potansiyelimiz-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/ciddi-bir-yabanci-hasta-potansiyelimiz-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Hematoloji Derneği Saymanı ve Kongre Sekreteri Prof. Dr. Oral Nevruz, "Türkiye sadece kendi vatandaşlarına değil, yurt dışından gelen hastalara da hizmet veriyor. Orta Asya, Orta Doğu ve Balkanlar'dan ciddi bir yabancı hasta potansiyelimiz var" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Hematoloji Derneği'nin kuruluşunun 59. yılında düzenlenen 18. Kemik İliği Transplantasyonu ve Hücresel Tedaviler Kongresi (18. KİTHT) 16-18 Nisan 2026 tarihleri arasında Antalya'nın Serik ilçesi Belek turizm merkezindeki bir otelde gerçekleştirildi. Kemik iliği nakli ve hücresel tedaviler alanında Türkiye'nin en önemli bilimsel organizasyonlarından biri olan kongrede; bu yıl 300'ü aşkın erişkin ve pediatrik hematoloğun yanı sıra, hematoloji alanında çalışan temel bilimci hekimler ve araştırmacıların katılımıyla tamamlandı. Türk Hematoloji Derneği Saymanı ve Kongre Sekreteri Prof. Dr. Oral Nevruz, Türkiye'de kök hücre naklinin gelişim süreci ve güncel durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu.<br />
<br />
<strong>"İLK NAKİL 1984'TE GERÇEKLEŞTİRİLDİ"</strong><br />
Prof. Dr. Nevruz, Türkiye'de ilk kök hücre naklinin 1984 yılında GATA'da yapıldığını belirterek, "Bir yıl sonra yine GATA'da lösemili bir hastaya allojenik kök hücre nakli gerçekleştiriliyor. Daha sonrasında hızlı ülkemizde birçok merkezde farklı şekillerde kök hücre nakli yapılıyor" dedi. 1994 ve 1999 yıllarında Türkiye'de ilk kök hücre veri bankalarının oluşturulduğunu aktaran Nevruz, bu bankaların uluslararası sistemlerle entegre çalıştığını kaydetti.<br />
<br />
<strong>94 HASTANEDE 115 NAKİL ÜNİTESİ AKTİF</strong><br />
Güncel verileri paylaşan Nevruz, 2025 yılı itibarıyla Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış 94 hastanede, pediatrik ve erişkin olmak üzere toplam 115 ünitede kemik iliği nakli yapıldığını söyledi. Nevruz, "2025 yılında yaklaşık bin 800 allojenik, 3 bin 500 civarında da otolog kök hücre nakli gerçekleştirdik" bilgisini verdi.<br />
<br />
<strong>"YABANCI HASTALAR TÜRKİYE'Yİ TERCİH EDİYOR"</strong><br />
Türkiye'nin sadece kendi vatandaşlarına değil, yurt dışından gelen hastalara da hizmet verdiğini vurgulayan Nevruz, "Orta Asya, Orta Doğu ve Balkanlar'dan ciddi bir yabancı hasta potansiyelimiz var. 2025 yılında yaklaşık 115 yabancı hastaya kök hücre tedavisi uygulandı" dedi. Başarı oranlarının uluslararası standartlarda olduğunu belirten Nevruz, "Uzun yıllara dayanan tecrübemiz ve artan merkez sayımız, tercih edilmemizin en önemli göstergesi" değerlendirmesinde bulundu.<br />
Kök hücre naklinin zorlu bir tedavi yöntemi olduğuna dikkati çeken Nevruz, "Hiçbir zaman hastalarımıza yüzde 100 başarı vaat etmiyoruz. Ancak başarılı olunan vakalarda hastalığı tamamen ortadan kaldırabilen bir tedavi yöntemidir" ifadelerini kullandı.<br />
 </p>

<p><strong>BAĞIŞ ÇAĞRISINDA BULUNDU</strong><br />
Kök hücre bağışının hayati önem taşıdığını ifade eden Nevruz, sağlıklı 18-35 yaş arası bireylere çağrıda bulunarak şunları kaydetti:<br />
"Gerçekten bir hastanın hayatına dokunmak istiyorsanız kan ve kök hücre bağışı çok önemli. Ancak bağışçı olacak kişilerin kararlarını iyi düşünerek vermeleri gerekiyor. Sonradan vazgeçilmesi hasta açısından olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.”<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/ciddi-bir-yabanci-hasta-potansiyelimiz-var</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 19:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/k-o-n-g-r-e-1.jpg" type="image/jpeg" length="79523"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[18. Kemik İliği Transplantasyonu ve Hücresel Tedaviler Kongresi]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/18-kemik-iligi-transplantasyonu-ve-hucresel-tedaviler-kongresi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/18-kemik-iligi-transplantasyonu-ve-hucresel-tedaviler-kongresi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Hematoloji Derneği'nin kuruluşunun 59. yılında düzenlenen 18. Kemik İliği Transplantasyonu ve Hücresel Tedaviler Kongresi (18. KİTHT) 16-18 Nisan 2026 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Kemik iliği nakli ve hücresel tedaviler alanında Türkiye'nin en önemli bilimsel organizasyonlarından biri olan kongre; bu yıl 300'ü aşkın erişkin ve pediatrik hematoloğun yanı sıra, hematoloji alanında çalışan temel bilimci hekimler ve araştırmacıların katılımıyla gerçekleştirildi.<br />
Belek'te bir otelde düzenlenen kongrenin basın toplantısında konuşan Türk Hematoloji Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Özgür Mehtap, kongreye yurtdışından 25'e yakın yabancı bilim insanı katılım sağladığını belirterek, kongre programı kapsamında, 27 bilimsel oturum, 5 sözlü sunum oturumu ve 6 uydu sempozyumu yer al aldığını ve alanındaki en güncel bilimsel gelişmeler kapsamlı şekilde ele alındığını kaydetti.<br />
<br />
CAR-T hücre tedavisi<br />
CAR-T hücre tedavisi (Chimeric Antigen Receptor T-cell Therapy), hakkında bilgiler de paylaşan Prof. Dr. Özgür Mehtap, CAR-T'nin bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini kanseri tanıyıp yok etmeleri için eğiten kişiye özel bir immünoterapi türü olduğunu kaydetti. CAR-T'nin özellikle diğer tedavilerin işe yaramadığı zor tedavi edilen bazı kan kanserlerinde güçlü bir seçenek olabileceğine işaret eden Mehtap, "CAR-T hücre tedavisi, bir kişinin T hücrelerinin (bir tür beyaz kan hücresi) genlerini değiştirerek kanser hücrelerine saldırmalarını sağlayan hücre temelli bir gen tedavisidir. Bu tedavi, diğer tedavilerin artık etkili olmadığı bazı kanser türlerinde faydalı olabilir" dedi.<br />
<br />
Allojeneik kök hücre nakli<br />
Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri ve Kongre Sekreteri Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu da allojeneik kök hücre nakli hakkında bilgiler paylaştı.<br />
Kök hücrelerin, kemik iliğinde bulunan ve kan hücrelerini üreten ana hücreler olduğunu kaydeden Ateşoğlu, "Kök hücre nakli, bir hastaya kök hücrelerin verilmesi işlemidir. İşlem sırasında hastanın kök hücreleri kullanılırsa buna 'otolog' kök hücre nakli, başka sağlıklı bir kişinin (donör, verici) kök hücreleri nakledilirse bu işleme 'allojeneik' kök hücre nakli denir" dedi.<br />
Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, allojeneik kök hücre naklinin akut lösemiler, lenfomalar gibi malign hastalıklar dışında kemik iliği yetersizliği ile giden aplastik anemi gibi hastalıklar ve bazı genetik ve bağışıklık sistemi hastalıklarında uygulandığını belirterek, bu hastalıkların çoğunluğunda kalıcı iyileşme sağlayabilecek tek tedavi yöntemi olduğunu aktardı.<br />
<br />
İlk kök hücre nakilleri<br />
Türk Hematoloji Derneği Saymanı ve Kongre Sekreteri Prof. Dr. Oral Nevruz da, Türkiye'deki kök hücre nakil sayılarından bahsetti. Türkiye'de ilk otolog kök hücre naklinin 1984, allojeneikkök hücre naklinin ise uygun kardeşten 1985 yılında olduğunu aktaran Nevruz, sonraki yıllarda ise akraba dışı, kordon kanı ve haploidentic nakiller de başarı ile ve uluslararası standartlarda yapılmaya başlandığına dikkat çekti.<br />
<br />
"Bu çağ gerçekten mükemmel bir çağ"<br />
Türk Hematoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İnci Alacacıoğlu ise CAR-T hücre tedavilerinde güncel gelişmeleri basın mensuplarıyla paylaştı.<br />
Kanser tedavisinin artık yalnızca tümörü hedeflemediğini belirten Alacacıoğlu, "Tümör hücresini gözden kaçırabilen bağışıklık sistemi hücrelerini yeniden geliştirip, tekrardan 'bak bu tümör hücresi, artık bunları gör, öldür' dediğimiz tedaviler dönemindeyiz. Bu çağ gerçekten mükemmel bir çağ. CAR-T hücre tedavileri ile hematolojide tedavisi güç olan; nüks akut lenfoblastik lösemi (ALL), nüks/dirençli büyük B hücreli lenfoma (DBBHL) ve nüks/dirençli multiple myeloma (MM) gibi hastalıklarda önemli başarılar elde edilmiştir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/18-kemik-iligi-transplantasyonu-ve-hucresel-tedaviler-kongresi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/18-kemik-iligi-transplantasyonu-ve-hucresel-tedaviler-kongresi.jpg" type="image/jpeg" length="83616"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’den öğrenciler küresel sağlık için çözüm üretti]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/turkiyeden-ogrenciler-kuresel-saglik-icin-cozum-uretti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/turkiyeden-ogrenciler-kuresel-saglik-icin-cozum-uretti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada ilk kez 1953 yılında Harvard Üniversitesi tarafından uygulanan Birleşmiş Milletler (BM) simülasyonu MUN (Model United Nations/ Model Birleşmiş Milletler),Uğur okulları tarafından bu yıl altıncı kez düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uğur Okulları Model Birleşmiş Milletler Konferansı (UMUN), bu yıl 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştiriliyor. Üç gün süren konferansta öğrenciler "Küresel Sağlık ve İyi Oluşun Sürdürebilirliği" teması kapsamında konferans süresince; küresel sağlık politikalarından ruh sağlığına, sağlığa erişimde fırsat eşitliğinden çevresel faktörlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerine kadar birçok başlığı ele aldı. Konferans Türkiye genelindeki farklı kampüslerden 180 öğrencinin katılımı ile gerçekleşti.<br />
<br />
"Küresel sorunlara çözüm üretecekler"<br />
Projede dünya genelindeki küresel sorunlara dikkat çekildiğini kaydeden Uğur Okulları Genel Müdür Yardımcısı Adil Kurt, "Projelerimiz Dünya Sağlık Örgütleri. Dünyada birçok insan açlıktan ve hastalıktan ölüyor. Bu ölümlerin nedenleri, çocukların erken yaşta ölmeleri, bunların önlemleri nasıl sağlanabilir. Çözüm olarak ne üretilmesi gerekiyor ise küresel bir çözüm üretmek için öğrencilerimiz kendi arasında dinleyecek, anlayacak ve çözüm üretecekler ve bu çözümleri raporlayacaklar. Raporları Birleşmiş Milletlere göndereceğiz. Türkiye'deki gençlik olarak dünyadaki sağlık sorununa bu yönden bakıyoruz diye sunacağız" dedi.<br />
Düzenlenen konferansta öğrencilerin küresel sorunlar hakkında bilinçli olmasını ve bu konuda projeler üretmeyi amaçladıklarını ifade eden Kurt şöyle konuştu:<br />
"Dünyada olan küresel sorunların farkında olması ve küresel sorunlara nasıl çözüm üretmesi gerekiyor, ne düşünüyor ise bunu tartışmak için altıncısı olarak düzenlediğimiz bu konferansta 180 öğrencimiz burada ülkemizin sağlık sorunlarını tartışacak, kendi aralarında anlaşacak ve çözüm üretecekler. Böylece öğrenciler toplum karşısında konuşmayı, proje yapmayı ve kendisini ifade etmeyi toplum içerisindeki dünyada olan olayları fark etme konusunda öğrencilerimizin gelişimini sağlayacağız."<br />
3 gün boyunca sürecek konferanstan memnuniyet duyduğunu dile getiren öğrenci Zeynep Budak, "Bu konferans küresel sağlık problemleri ile ilgili bilinçlenmesini ve bu problemlere çözüm bulmaları için güzel bir şans. Konferansımız öğrencilerin kendilerini keşfetmeleri için güzel bir ışık tutuyor. Burada olmaktan çok mutluyum" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/turkiyeden-ogrenciler-kuresel-saglik-icin-cozum-uretti</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/turkiyeden-ogrenciler-kuresel-saglik-icin-cozum-uretti.jpg" type="image/jpeg" length="59446"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda şiddet eğilimine karşı doktorlardan çağrı: "Şiddeti doğuran her türlü ortam kaldırılmalı"]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/cocuklarda-siddet-egilimine-karsi-doktorlardan-cagri-siddeti-doguran-her-turlu-ortam-kaldirilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/cocuklarda-siddet-egilimine-karsi-doktorlardan-cagri-siddeti-doguran-her-turlu-ortam-kaldirilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk doktorları, Kahramanmaraş’taki okul saldırısı başta olmak üzere yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekti. Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "Çocuklar ellerinde silahla değil kitapla dolaşmalı. Mafyanın kutsandığı dizilerin, mafyatik ilişkilerin ön plana çıktığı bütün ortamların, her tür şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Her yıl ülkemizdeki çocuklar arasındaki şiddetin yüzde 10 oranında arttığını vurgulamak istiyorum, alarm zilleri olarak karşımıza geliyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin dört bir yanından hekimlerin katıldığı, uluslararası konuşmacıların yer aldığı Türk Pediatri Kurumu Derneği tarafından "Umudun adı: Çocuk" çağrısıyla düzenlenen 61. Türk Pediatri Kongresi Antalya’da başladı. 15-19 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek kongre çerçevesinde yapılan basın toplantısına Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, Kongre Başkanı Prof. Dr. Bülent Karadağ, Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş, Prof. Dr. Ömer Faruk Beşer, Prof. Dr. Nur Canpolat, Prof. Dr. Kenan Barut, Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım, Prof. Dr. Ayşe Çiğdem Aktuğlu Zeybek, Doç. Dr. Esra Özek Yücel ve Prof. Dr. Metin Aydoğan, Prof. Dr. Burak Doğangün katıldı. Toplantıya Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısından duydukları üzüntüyü ifade ederken başlayan hekimler, şiddetin sonlanması için yapılması gerekenleri sıraladı. Çocuk sağlığı ve hastalıklarına ilişkin açıklamalarda bulunan uzmanlar, topluma önemli uyarılarda bulundu.<br />
<br />
"Her tür şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasını istiyoruz"<br />
‘Yüreğimiz yandı’ diyerek sözlerine başlayan Çocuk Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar bizleri iyice üzen noktalara geldi. Bu şiddetin nereden çıktığını ortaya koymamız gerekiyor. Çocuklar ellerinde silahla değil kitapla dolaşmalı. Bunların özendirilmesi çocuklarda ciddi olarak şiddeti körükleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmakta. Mafyanın kutsandığı dizilerin, mafyatik ilişkilerin ön plana çıktığı bütün ortamların gözden geçirilmesi, yaşam dışına çıkartılması gerektiğini söylüyoruz. Çocuklarımız için iyi bir geleceği kurmak için siber zorbalığın da mutlaka önlenmesi gerektiğini düşünüyor, bunlarla birlikte ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Eğer yapmaz isek bizleri gerçekten çok kötü bir senaryo bekliyor. Her tür şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Her yıl ülkemizdeki çocuklar arasındaki şiddetin yüzde 10 oranında arttığını vurgulamak istiyorum, alarm zilleri olarak karşımıza geliyor" dedi.<br />
<br />
"Mutlaka çözümler üretmek gerekiyor"<br />
Yaşananların kabul edilemez olduğunu ifade eden ve şiddet eğilimine karşı toplumun bir bütün olarak hareket etmesi gerektiğini aktaran Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Doğangün, "Hepimiz şoktayız, biz yetişkinler de çocuk masumiyetiyle örtüşmeyen eylemler gördüğümüzde şok oluyoruz. Çok faktöre bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Kısa, orta, uzun vadede yapılacaklar var. Unutmamamız gerekiyor, orta ve uzun vadede mutlaka çözümler üretmek gerekiyor. Hepimiz tırnak içinde; suçluyuz, hepimiz risk altındayız. Kendi çocuklarımız da hem zorbalık yapabilir hem zorbalığa maruz kalabilir. ‘Sorunu, problemi böyle çözebilirim’ şiddeti böyle görüyor, öğreniyor. Bu da bir kısır döngüye sebep oluyor. Tabi çocuk erkil aile içinde de belli bir dönem sonra annenin ve babanın fonksiyonu da düşüyor yani; çocuk karar veriyor" diye konuştu.<br />
<br />
"Ekranlardan üzerimize şiddet akıyor"<br />
‘Ekranlardan üzerimize şiddet boca oluyor’ diyen Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, "Gerçekten akıyor çünkü dünya başka bir yere evrildi. Bir Trump var, Netanyahu var, çocukların sürekli öldürüldüğü, insanların öldürüldüğü, kıyıma uğradığı bir süreç yaşıyoruz. Bunları çocuklar hem televizyonlardan hem sosyal medyadan görüyorlar. O televizyonlarda gösterilen şiddet sahnelerin herhalde çok azaltılması lazım. Belki bu oyunların ki bunlar bize özgü değil, global bir şey herhalde kısıtlanması gerekecek. Günümüzde 100 binden fazla aile çocuğuna aşı yaptırmıyor maalesef ve maalesef uzun süre görmediğimiz, eski hastalıklar hortluyor. Kızamık hortluyor, suçiçeği az da olsa vardı, boğmaca vakaları zaman zaman artıyor. Dolayısıyla daha önce neredeyse yok etmeye yaklaştığımız hastalıklar tekrardan hortlayacaktır. En korktuğumuz şey; mesela polio" ifadelerimi kullandı.<br />
<br />
"Boyun fıtığı olan 8 yaşındaki çocukları görmeye başladık, çok çok acı"<br />
Öte yandan toplantıda konuşan Prof. Dr. Kenan Barut, dijital bağımlılık sebebiyle çocuklarda çok küçük yaşlarda gördükleri hastalıklara ilişkin, "Bir çocuk romatoloji uzmanı olarak boyun fıtığı olan 8 yaşındaki çocukları görmeye başladık, çok çok acı. Normalde 40-50 yaş gibi yaşlarda gözükecekken 8-9 yaş gibi görmeye başladık" dedi. Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım ise bilinçsiz takviye kullanımının yanlışlığına dikkat çekti, hekim önerisi olmadan ürünlerin kullanılmaması gerektiğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/cocuklarda-siddet-egilimine-karsi-doktorlardan-cagri-siddeti-doguran-her-turlu-ortam-kaldirilmali</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/cocuklarda-siddet.jpg" type="image/jpeg" length="15527"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Zülfikar'dan hemofilide yerli Ar-Ge çağrısı]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/prof-dr-zulfikardan-hemofilide-yerli-ar-ge-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/prof-dr-zulfikardan-hemofilide-yerli-ar-ge-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi'nde konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, hemofili tedavisinde Türkiye'nin halen ithal ilaçlara bağımlı olduğunu belirterek, "Hastalarımızı hala ithal ilaçlarla tedavi ediyoruz. Öncü, özgün ve çığır açıcı araştırmalarımızın ürüne dönüşmesi gerekiyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Hemofili Derneği ile Hemofili Dernekleri Federasyonu iş birliğinde düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi, 15-17 Nisan tarihleri arasında Antalya'nın Belek turizm merkezinde gerçekleştiriliyor. Kongre kapsamında İHA'ya açıklamalarda bulunan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye'nin hemofili tedavisinde ithal ilaçlara bağımlılığını sonlandırması gerektiğini belirterek, yerli araştırma ve geliştirme çalışmalarıyla özgün ilaç üretimine geçilmesinin önemine işaret etti.<br />
<br />
"Hala ithal ilaçlarla hastalarımızı tedavi ediyoruz"<br />
Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye'nin sağlık alanında önemli bir noktada bulunduğunu ancak tıbbın sürekli gelişen bir alan olduğunu belirterek, bu gelişimin parçası olabilmek için araştırma sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.<br />
Türkiye'nin hemofili alanında kendi üretim kapasitesini geliştirmesi gerektiğini ifade eden Zülfikar, "Şu ana kadar hastalarımızı hala ithal ilaçlarla tedavi ediyoruz. Burada öncelik vermemiz gereken hususlardan biri, ülkemizin her alanda olduğu gibi kendi yatırımlarını kendisinin yapması ve ülkemizdeki araştırmacılardan istifade etmesidir. Böylelikle öncü, özgün ve çığır açıcı araştırmalarımız ürüne dönüşebilir" dedi.<br />
Bu alanda yalnızca hekimlerin değil, farklı disiplinlerden araştırmacıların da birlikte çalışması gerektiğini vurgulayan Zülfikar, sanayi, iş dünyası ve kamu kurumlarının da sürece yatırım yapmasının önem taşıdığını dile getirdi.<br />
<br />
"Sürekli satın alarak bir yere kadar ilerleyebiliyoruz"<br />
Türkiye'nin sağlık alanındaki birikiminin üretime dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çeken Zülfikar, "Bu alanda yalnızca biz uzmanlar ve hekimler değil, diğer araştırmacılar da birlikte çalışmalı. Endüstrinin, iş insanlarının ve resmi kurumların da yatırım yapması gerekiyor ki ülkemiz bu alanda yeni ürünler üretebilsin. Aksi halde sürekli satın alarak bir yere kadar ilerleyebiliyoruz" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Bir kısım hasta ürüne ve tedaviye ulaşmakta zorluk çekiyor"<br />
Hemofili tedavisinde bazı hastaların ürüne erişimde güçlük yaşayabildiğini belirten Zülfikar, "Bir noktadan sonra daha ucuz ve daha fazla bulunan ürünlere yönelmek zorunda kalıyoruz. Ülkemizde hastaların bir kısmı ürüne ve tedaviye ulaşmakta da zorluk çekiyor. Sağlıkta çok ilerideyiz, çok şükür, bu yönlerimiz oldukça iyi. Ama tıp burada durmuyor" diye konuştu.<br />
Tıbbın geldiği noktada yalnızca mevcut uygulamaları sürdürmenin yeterli olmadığını ifade eden Zülfikar, daha ileriye gidilebilmesi için araştırmanın merkezde olması gerektiğini söyledi.<br />
<br />
"Yeni bilgi ancak araştırmayla elde edilir"<br />
Araştırmanın sağlık alanındaki gelişimin temel unsuru olduğunu vurgulayan Zülfikar, "Tıbbın daha ileriye gidebilmesi için bizim de mutlaka araştırma sisteminin içinde olmamız gerekiyor. Yeni bilgi ancak araştırmayla elde edilir. Bizim ısrarla söylediğimiz şey, ülkemizde araştırmaları artırmak, araştırmacı sayısını çoğaltmak, onları yüreklendirmek ve onlara güven vermektir" dedi.<br />
Araştırmacıların yalnızca hasta muayenesiyle sınırlı bir meslek hayatı sürmemesi gerektiğini belirten Zülfikar, bilimsel üretimin fikri mülkiyet ve patent gibi alanlarla da desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Zülfikar, "Hekimlerimizin yalnızca hasta muayenesiyle sınırlı kalmaması, fikri mülkiyet ve patent gibi alanlarda da kendilerine yeni gelecekler kurması gerekir. Böylece arkalarından önemli meslektaşlarını da bu alana çekebilirler" ifadelerine yer verdi.<br />
<br />
"Bu bir anlayış değişikliğidir"<br />
Türkiye'de hemofili alanında ticarileşebilecek bir ürün üretme aşamasına gelinip gelinmediğine ilişkin de değerlendirmede bulunan Zülfikar, bu noktada henüz istenilen seviyeye ulaşılmadığını söyledi. Ancak temel bilgi ve uygulama tecrübesinin bulunduğunu vurgulayan Zülfikar, bunun bir zihniyet değişimiyle mümkün olabileceğini dile getirdi.<br />
Zülfikar, "Türkiye'nin herhangi bir yerinde hemofilinin ticariye yansıyacak bir ürününü üretme aşamasına gelmiş biri var mı diye sorarsanız, buna ‘hayır' derim. Ama bunun temel bilgisine sahip, uygulamadaki bilgi birikimini taşıyan insanlar var mı? Evet, var. Ancak bunu hayata geçirebilmek bir anlayış değişikliğidir, gerçekten bir tarz değişikliğidir. Öncelikle kamuoyunun buna inanması lazım, bu olabilir. Bilim dünyasının buna inanması lazım, bu olabilir. Akademisyenlerimizin de 40 yıllık uzun akademik ömürlerine bu gözle bakmaları ve bunun için çaba göstermeleri gerekiyor. Biz de üniversiteler olarak bu heyecanı duyuyor, sürdürmek istiyoruz. Eminim Sosyal Güvenlik Kurumu da, Sağlık Bakanlığı da bu arzunun içinde. Nitekim Sağlık Bakanlığının da ‘Üreten Sağlık' şeklinde bir sloganı var. Onlar da bu isteği taşıyor. Niye olmasın" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/prof-dr-zulfikardan-hemofilide-yerli-ar-ge-cagrisi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/prof-dr-zulfikardan-hemofilide-yerli-ar-ge-cagrisi.jpg" type="image/jpeg" length="37473"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Çoner’den kalp sağlığı uyarısı]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/kardiyoloji-uzmani-doc-dr-ali-conerden-kalp-krizi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/kardiyoloji-uzmani-doc-dr-ali-conerden-kalp-krizi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp Sağlığı Haftası kapsamında kalp sağlığına dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla açıklamalarda bulunan Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli ALKÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerinden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Çoner, kalp krizinin belirtileri, nedenleri ve risk faktörleri hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıklarının dünyada önde gelen ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Doç. Dr. Ali Çoner, “Kalp damar hastalıkları kalp damar tıkanıklıkları, kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi birçok hastalığı kapsıyor. Damar tıkanıklıkları yalnızca kalpte değil, aynı zamanda şah damarlarında ve bacak damarlarında da görülebilmektedir” dedi.</p>

<p><strong>KALP KRİZİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></p>

<p>Kalp krizinin en önemli belirtilerine değinen Çoner, hastalarda genellikle göğsün orta bölgesinde şiddetli, sıkıştırıcı bir ağrı hissedildiğini ifade ederek, “Bu ağrı çoğunlukla sol kolun iç kısmına ve çeneye yayılabilir. Bu tür şikâyetleri olan kişilerin vakit kaybetmeden en yakın hastanenin acil servisine başvurmaları gerekmektedir. Kalp krizi yaşla birlikte artış göstermektedir. Ancak son yıllarda genç yaşlarda da görülmeye başlamıştır. Bunun en büyük nedeni değişen beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı ve buna bağlı kilo artışıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘GENETİK FAKTÖRLER KALP KRİZİ RİSKİNİ DE BERABERİNDE GETİRİYOR’</strong></p>

<p>Ailesel yatkınlığın da önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ali Çoner, “Birinci derece yakınlarında; erkeklerde 55 yaşın altında, kadınlarda ise 65 yaşın altında kalp krizi öyküsü bulunan bireylerin risk altında olduğu bilinmektedir. Ayrıca yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği de kalp krizi riskini artırmaktadır. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>

<p><strong>“DÜZENLİ KONTROLÜ İHMAL ETMEYİN”</strong></p>

<p>Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde sunulan hizmetler hakkında da bilgiler veren Doç. Dr. Çoner, “Kliniğimizde 8 uzman ve 7 asistan hekimden oluşan ekibimizle, güncel tıbbi yöntemler ve ileri teknoloji cihazlar kullanılarak hastalarımıza hizmet veriliyor. Kalp krizlerine 7 gün 24 saat kesintisiz müdahale etmekteyiz. Vatandaşlarımızın kalp sağlıkları için düzenli kontrollerini ihmal etmemelerini öneriyoruz” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/kardiyoloji-uzmani-doc-dr-ali-conerden-kalp-krizi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/k-a-l-p.jpg" type="image/jpeg" length="39129"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[23. Türkiye Hemofili Kongresi Antalya’da başladı]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/23-turkiye-hemofili-kongresi-antalyada-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/23-turkiye-hemofili-kongresi-antalyada-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya’da başlayan 23. Türkiye Hemofili Kongresi’nde hemofilide kanamayı önlemeye yönelik tedavilerde gelinen aşama, son 15 yılda yaşanan gelişmeler ve deri altı uygulamaların hastaların yaşamına etkisi gündeme geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tedavide profilaksi yaklaşımının son yıllarda belirgin şekilde güç kazandığını belirten Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, "Yaklaşık 30 senedir kanamanın önlenmesi, yani profilaksi dediğimiz olay üzerinde çalışılıyor. Ama geldiğimiz dönemde artık son beş senedir zirveye ulaştı" dedi. Prof. Dr. Yeşim Dargaud, "Son 15 yıl içerisinde hemofili konusunda tedaviler, ürünler olağanın üzerinde gelişme kaydetti" derken, Prof. Dr. Kaan Kavaklı ise, "Deri altı tedaviler hastalarımızın ve ailelerimizin hayat kalitesini oldukça artırdı" ifadelerini kullandı.<br />
Türkiye Hemofili Derneği ile Hemofili Dernekleri Federasyonu iş birliğinde düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi, 15-17 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Belek turizm merkezinde gerçekleştiriliyor. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında, kalıtsal kanama bozuklukları olan hemofilide farkındalık, yaşam kalitesi ve en güncel tedavi yöntemleri ele alındı. Uzman sağlık profesyonellerinin yanı sıra hasta ve hasta yakınlarının da katıldığı kongrede, hem bilimsel gelişmeler hem de tedaviye erişimde gelinen aşama değerlendirildi.<br />
<br />
Türkiye, dünyada sürdürülen klinik çalışmalarda yüzde 10’un üzerinde yer alıyor<br />
Açılış konuşmasını yapan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye’nin hemofili alanındaki küresel klinik çalışmalarda önemli bir paya sahip olduğunu belirtti. Zülfikar, dünyada halen bin 102 klinik çalışma yürütüldüğünü, Türkiye’nin bunların 121’inde yer aldığını söyleyerek, "Türkiye dünyada yapılan klinik çalışmalarda yüzde 10’undan daha fazla bulunuyor. Burada öncelik hastaların derdine derman olabilmektir. Şifasına vesile olabilmektir" ifadelerini kullandı.<br />
Araştırmaların ikinci amacının bilgiyi derinleştirmek ve yeni bilgi üretmek olduğunu belirten Zülfikar, araştırma geliştirme faaliyetlerinin yayına dönüştürülmesinin ve mümkün olduğunda ürünlerin hastaların kullanımına sunulmasının önem taşıdığını ifade etti.<br />
<br />
"Bugün hastalarımız normal yaşam süreçlerini sürdürüyorlar"<br />
Lyon Üniversitesi Hemostaz Merkezi Başkanı Prof. Dr. Yeşim Dargaud ise, hemofili tedavisinde son 15 yıl içinde önemli gelişmeler yaşandığını söyledi. Dargaud, "Son 15 yıl içerisinde hemofili konusunda tedaviler, ürünler olağanın üzerinde gelişme kaydetti. Bunlar hastalar açısından gerçekten ümidimizin üzerinde gelişmeler oldu" dedi.<br />
Bu gelişmelerin hastaların geleceği açısından umut verici olduğunu kaydeden Dargaud, hemofili hastalığının tarihi seyrine de değindi. 1900’lü yıllarda hemofili hastalarının yaşam süresinin 12-13 yaş civarında olduğunu belirten Dargaud, bugün ise geliştirilen tedaviler sayesinde hastaların 60-70-80 yaşlarına kadar yaşayabildiğini ifade etti. Dargaud, "Bugün hastalarımız normal yaşam süreçlerini sürdürüyorlar. Sanki hastalığı olmayan insanlar gibi 60-70-80 yaşına kadar devam ediyorlar. Bunlar ürünler ve tedaviler sayesinde oldu" şeklinde konuştu.<br />
<br />
Çocuklarda beyin kanamalarında büyük düşüş<br />
Yeni tedavi yöntemlerinin özellikle çocuk hastalar açısından önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Dargaud, geçmişte yalnızca damardan uygulanabilen faktör tedavilerinin yeni doğan ve küçük yaş grubundaki çocuklarda büyük güçlük oluşturduğunu söyledi. Bu nedenle tüm çabalara rağmen beyin kanamaları görülebildiğini ifade eden Dargaud, cilt altı ilaçlarla birlikte bu tabloda önemli bir değişim yaşandığını dile getirdi. Dargaud, "Hemofili hastalarında yeni doğan dönemi ve özellikle yaşamın ilk 4-5 yılı en hassas dönemlerden biri. Bu süreçte bizi en çok korkutan tablo ise beyin kanamaları. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar yalnızca damardan uygulanabilen faktör tedavileri vardı. Ancak yeni doğan çocuklara haftada birkaç kez damar yoluyla enjeksiyon yapmak aileler için son derece zordu. Tedavinin uygulamadaki güçlüğü ve ürünlerin etki sürelerinin sınırlı olması nedeniyle, tüm çabalara rağmen beyin kanamaları görülebiliyordu. Cilt altı ilaçların devreye girmesiyle birlikte bu tabloda önemli bir değişim yaşandı. Bugün Avrupa’da bu ilaçlara neredeyse doğumdan itibaren başlanıyor. Bu sayede çocuklarda beyin kanamalarında çok büyük bir düşüş sağlandı. Nitekim ben, cilt altı ilaçların kullanılmaya başlamasından bu yana Fransa’da son 5 yılda bu tür bir vakaya rastlandığını duymadım" dedi.<br />
<br />
"Deri altı tedaviler hayat kalitesini oldukça artırdı"<br />
Hemofili Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı da doğumsal kanama hastalıklarının genetik ve hayat boyu devam eden hastalıklar olduğunu söyledi. Bu nedenle hastaların, ailelerin ve sağlık çalışanlarının uzun süreli bir tedavi sürecinin parçası olduğunu belirten Kavaklı, kongrede doktorlar, hemşireler, hastalar ve dernek yetkililerinin bir araya geldiğini ifade etti. Hastaların geçmişte bebeklikten itibaren haftada 2-3 kez damar yoluyla tedavi almak zorunda kaldığını belirten Kavaklı, "1-2 yaşından başlayarak 10 yaşına, 15 yaşına, 35-40, 50-60 yaşına kadar bu tedaviyi götürmek oldukça zordu. Neyse ki son 5-6 yılda deri altından uygulanan ilaçlar ortaya çıktı. Onlar da Türkiye’ye geldi çok şükür, hastalarımızın ve ailelerimizin hayat kalitesini oldukça artırdı" diye konuştu.<br />
Özellikle bebek ve çocuk hastalarda bu ilaçların başarılı sonuçlar verdiğini belirten Kavaklı, diğer yaş gruplarındaki hastaların da bu tedavilerden yararlanmasını istediklerini söyledi.<br />
<br />
Geri ödeme sisteminde yeni beklenti<br />
Kavaklı, Türkiye’de SGK tarafından damar yoluyla kullanılan temel ürünlerin geri ödeme kapsamında karşılandığını, bu ürünlerin hastaların kanamadan ölmesini engellediğini ve ameliyat olmalarını sağladığını kaydetti. Deri altı ürünlerin yeni yeni Türkiye’ye girdiğini belirten Kavaklı, "Deri altı tedavi seçenekleri Türkiye’de henüz yeni uygulanmaya başlandığı için bu alandaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Daha fazla hastamızın bu tedavilerden yararlanabilmesi, uzun yıllar kullanabilecekleri daha kolay uygulanan yöntemlere geçebilmesi için geri ödeme sisteminde de önemli katkılar bekliyoruz" dedi.<br />
<br />
"Kanamayı önlemede son 5 yılda zirveye ulaşıldı"<br />
Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında farkındalığı artırmayı amaçladıklarını belirterek, benzer şikayetleri olan kişilerin hekime ve sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiğini söyledi. Kalıtsal kanama bozukluğu olanlarda artık yalnızca kanamayı durdurmanın değil, kanamayı önlemenin ön plana çıktığını belirten Zülfikar, "Hastalarımızla konuştuğumuzda bir kanama yaşandığında sık sık ‘Ne kadar şansım var?’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Çünkü burada temel mesele kanamayı durdurabilmek. Kanama, hayatın en büyük risklerinden biri; kontrol altına alınamadığında ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle tıp dünyası, kanamanın nasıl durdurulacağı ve nasıl önleneceği üzerine yoğun şekilde çalışıyor. Kalıtsal kanama bozukluğu olan bireylerin ise bu riski hayatın olağan bir parçası olarak her gün hissettiğini unutmamak gerekiyor. Başkaları için savaş ya da cinayet gibi olağanüstü durumlarda akla gelen kanama riski, bu hastalar için günlük yaşamın içinde karşılık bulan bir tehlike. Bu yüzden günümüzde kalıtsal kanama bozukluğu olan hastalarda yalnızca kanamayı durdurmak değil, kanamanın hiç oluşmamasını sağlamak da öncelikli hedef haline geldi. Yaklaşık otuz senedir kanamanın önlenmesi yani profilaksi dediğimiz olay üzerinde çalışılıyor. Ama geldiğimiz dönemde artık son beş senedir zirveye ulaştı. Son 10 senede de tedavi araçlarının, tedavi malzemelerinin daha kolay ulaşılabilir ve daha kolay uygulanabilirliği üzerinde gidiyoruz. Ülkemiz bu ürünlere ulaşımı sağladı, erişilebilir oldu bu ürünler. Ama bu erişilebilir ürünlerden tedaviyi kolaylaştıracak olanlara geçişimiz üzerinde konuşuyoruz" ifadelerini kulandı.<br />
Tedavideki ilerlemelerin hastanede kalış sürelerini, cerrahi müdahale maliyetlerini ve faktör ücretlerini azalttığını belirten Zülfikar, yeni yöntemlerin maddi açıdan da önemli sonuçlar doğurduğunu söyledi. Zülfikar, "Hastanede kalma süresi, proteze verilen ücret, ameliyat için harcadığımız faktör ücretleri bir kenara konulduğunda yapılan uygulamalar maddi açıdan da ekonomik tercihlerdir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Çocuklarda yeni tablo<br />
Prof. Dr. Kaan Kavaklı, son 15 yılda geliştirilen ilaçlarla birlikte çocukların ve gençlerin eğitim ve sosyal yaşamında önemli değişim görüldüğünü söyledi. Daha önce çocukların evde kalmak zorunda olduğunu, bugün ise ilkokulu bitiren, ortaokul ve üniversiteye başlayan, meslek sahibi olan gençlerle karşılaştıklarını belirten Kavaklı, Türkiye’de yaklaşık 1-2 yıldır deri altı ilaçların kullanıldığını ve özellikle küçük çocuklar ile ailelerinin bu tedavilerden memnun olduğunu ifade etti. Kavaklı, "Şu anda ilkokulu bitiren, ortaokul ve üniversiteye başlayan, değişik mesleklere kavuşan gençlerle bir aradayız" dedi.<br />
<br />
Kadın taşıyıcılar için dikkat çeken uyarı<br />
Prof. Dr. Yeşim Dargaud, bugün cilt altı ilaçlarla profilaksi görme şansı bulunan çocuklarda eklemlerin daha iyi korunabildiğini ancak geçmişte yeterli tedavi alamamış erişkin hastalarda eklem içi kanamaların yol açtığı hasarın sürdüğüne işaret etti. Dargaud, "Bugünkü hemofili çocukları bu cilt altı ilaçlarla profilaksi görme şansı olan çocuklar, eklemlerini gayet güzel koruyabildiğimiz hastalar. Onların inşallah gelecekte böyle eklem problemleri olmayacak, proteze falan ihtiyaçları olmayacak. Ama şunu da bilmek lazım ki bu hastalar eklem içinde kanıyorlar ve kanın eklem içindeki neden olduğu tahribat geri çevrilemeyen bir reaksiyon" dedi.<br />
Erişkin hastalarda ağrı, artroz ve protez ihtiyacının sürdüğünü belirten Dargaud, "Şimdi erişkin olan hastalar, eklemleri bu şekilde olan hastalar, ilaçlarımız her ne kadar düzgün olsa da maalesef ağrıları var, maalesef artroz problemleri var ve gene de proteze ihtiyaçları var. Bunun da çaresini bulmuş değiliz" diye konuştu.<br />
<br />
Kadınlarda kanama bozukluğu olanlar mercek altına alınmalı<br />
Prof. Dr. Yeşim Dargaud, hemofili genini taşıyan kadınların da uzun yıllar göz ardı edildiğine dikkat çekerken, kadın kanama bozukluğu olanların mercek altına alınması gerektiğini dile getirdi. "Genelde hep hemofiliyi kadınlar veriyor, kendileri hasta değil denirdi. Hayır. Kadınların bir geninde hastalık var, diğerinde yok. Dolayısıyla hafif hemofilik erkek hastalar gibi yaklaşık yüzde 30’u da kanamalı olabilir" dedi.<br />
Bu kadınların bulunması ve tedavi edilmesi gerektiğini belirten Dargaud, "Şimdi gidip bu kadınları da bulmak lazım. Çünkü onların da regl olduklarında aşırı kanamaları var, anemileri var. Bunların da tedavisini düzgün yapmamız lazım" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Hemofili merkezlerinin sayısı artmalı"<br />
Prof. Dr. Kaan Kavaklı ise yeni tedavilerin gelecekte oluşabilecek hasarları önleyebildiğini, ancak geçmişte eklem kanamaları yaşamış erişkin hastalarda ortopedik sorunların sürdüğünü söyledi. Bu nedenle hemofili hastalarına yönelik ameliyatları yapabilecek uzmanlaşmış merkezlerin sayısının artırılması gerektiğini belirten Kavaklı, "Hayat boyu devam eden hastalıkta, daha önceki yıllarda imkanlardan yeteri kadar faydalanmayıp son yıllarda bu gelişmeden faydalanan hastalarda daha önceki eklem problemlerinin bir bölümü devam ediyor. Ve bunların ortopedik ameliyatlara ihtiyacı var. Şu anda yeni tanı koyduğumuz 5-10 yıldakiler çok sağlıklı gidiyor, hiçbir eklem kanamaları olmadan. Ama şu anda yaşı 15-20-30 olanlarda eskiden kaynaklanan eklem problemleri var" dedi.<br />
Türkiye’de bu ameliyatların daha çok İstanbul Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’nde yapıldığını ifade eden Kavaklı, "Türkiye’nin her yerinden gelen hastaların ameliyatlarını yapmaya çalışıyoruz ama bu tabii 80 milyonluk bir ülkede yetmez. Demek ki daha kapsamlı hemofili merkezlerinin de sayısının artması lazım" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Türkiye’de 120 bin kişilik bir topluluğa hitap ediyor"<br />
Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, hemofili hastalığına Türkiye’de 10 binde bir rastlandığını söyledi. Tanı konulamamış hastalar, yurt dışına göç etmiş aileler ve diğer kalıtsal kanama bozuklukları da dikkate alındığında çok daha geniş bir topluluğun söz konusu olduğunu belirten Zülfikar, "Sadece hemofili A değil, B’si, Von Willebrand’ı ve diğerlerini topladığınız zaman bu yaklaşık 120 bin kişilik bir kitleye hitap ediyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/23-turkiye-hemofili-kongresi-antalyada-basladi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 14:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/23-turkiye-hemofili-kongresi-antalyada-basladi.jpg" type="image/jpeg" length="17790"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Manavgat Devlet Hastanesi, inme ile mücadelede Antalya'da birinci oldu]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/manavgat-devlet-hastanesi-inme-ile-mucadelede-antalyada-birinci-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/manavgat-devlet-hastanesi-inme-ile-mucadelede-antalyada-birinci-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Manavgat Devlet Hastanesi, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen değerlendirmede, inme vakalarına müdahale hızı ve başarı oranıyla tüm hastaneleri geride bırakarak il birincisi seçildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Antalya İl Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki hastanelerin katılımıyla düzenlenen İnme Değerlendirme Toplantısı'nda Manavgat Devlet Hastanesi büyük bir başarıya imza attı. Beyne pıhtı atması sonucu oluşan felç durumlarına karşı verilen mücadelede, 10 binde 26,5 oranıyla en hızlı ve en yüksek oranda müdahale eden hastane olan Manavgat Devlet Hastanesi, Antalya’nın zirvesine yerleşti.<br />
<br />
Rekor oranla gelen teşekkür<br />
İnme Komisyonu üyeleri ve Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan tarafından açıklanan verilere göre; Manavgat Devlet Hastanesi, özellikle ilk 4 saat içinde uygulanan ve hayati önem taşıyan trombolitik tedavi (pıhtı eritici ilaç ile damar açılması) başarısıyla örnek teşkil etti. Hastane yönetimi ve personeli, sergiledikleri üstün performans nedeniyle komisyon tarafından teşekkürle ödüllendirildi.<br />
<br />
"Zamanla yarışıyoruz, felci engelliyoruz"<br />
Elde edilen başarıya ilişkin açıklamalarda bulunan Manavgat Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Mehmet Deniz, inme tedavisinde hızın hayati önem taşıdığını vurguladı. Dr. Deniz, "Beyne pıhtı attığında, beyin dokusu oksijensiz kalarak işlevini yitirir ve bu durum vücutta kalıcı felçlere yol açar. Ancak ilk 4 buçuk saatlik altın dilimde uyguladığımız pıhtı eritici tedaviyle bu felç durumunu tamamen veya tamama yakın düzeltebiliyoruz. Burada en kritik nokta doğru teşhis ve sürattir" dedi.<br />
<br />
"Bu bir ekip ve hizmet aşkı başarısıdır"<br />
Başarıda emeği geçen tüm personele teşekkür eden Başhekim Deniz, "Birçok büyük hastanenin yer aldığı bu platformda, komisyonun; ‘Manavgat Devlet Hastanesi bu konuda sorunsuz çalışıyor, örnek teşkil ediyorlar’ diyerek bizleri onurlandırması en büyük gurur kaynağımızdır. Bu başarı; acil servis doktorlarımız, nöroloji uzmanlarımız ve koordinasyon birimimizin bir ekip ruhuyla, hizmet aşkıyla ve fedakarlıkla çalışmasının sonucudur. Tüm ekibime yürekten teşekkür ediyor, başarılarımızın devamını diliyorum" İfadelerini kullandı<br />
Manavgat Devlet Hastanesi, elde ettiği bu oranla sadece Antalya’da değil, bölge genelinde inme ile mücadelede en güvenilir merkezlerden biri olduğunu kanıtlamış oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/manavgat-devlet-hastanesi-inme-ile-mucadelede-antalyada-birinci-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/manavgat-devlet-hastanesi.jpg" type="image/jpeg" length="12566"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çalışan memnuniyet toplantısı düzenlendi]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/calisan-memnuniyet-toplantisi-duzenlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/calisan-memnuniyet-toplantisi-duzenlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, çalışan memnuniyetini artırmak ve kurum içi iletişimi güçlendirmek amacıyla düzenlediği toplantıların ikincisini gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastanede birim sorumlularına yönelik düzenlenen toplantıda, sağlık hizmetlerinin daha kaliteli ve etkin sunulmasına yönelik kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu. Sağlık çalışanlarının görüş, öneri ve talepleri dinlenirken; karşılıklı fikir alışverişiyle hizmet kalitesini artırmaya yönelik iyileştirme alanları ele alındı. Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, çalışan memnuniyetinin artırılmasının sunulan sağlık hizmetine doğrudan katkı sağladığını vurgulayarak, bu tür toplantıların belirli aralıklarla sürdürüleceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Hastane Toplanti 2" class=" detail-photo img-fluid" height="360" src="https://alanyaturkcom.teimg.com/alanyaturk-com/uploads/2026/04/hastane-toplanti-2.jpg" width="640" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/calisan-memnuniyet-toplantisi-duzenlendi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 14:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/hastane-toplanti-1.jpg" type="image/jpeg" length="78879"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[9 bin hastaya işitme sağlığı hizmeti sunuldu]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/9-bin-hastaya-isitme-sagligi-hizmeti-sunuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/9-bin-hastaya-isitme-sagligi-hizmeti-sunuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren Odyometri Birimi, 2026 yılının ilk üç ayında 9 bin 937 hastaya sağlık hizmeti sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz hekimlerinin yönlendirmesiyle görev yapan odyologlar ve odyometristler; işitme ve denge bozukluklarının tanı, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde aktif rol üstleniyor. Sorumlu Odyometrist Nezahat Küçük, birimde her yaş grubuna yönelik kapsamlı hizmet sunulduğunu belirterek, “Odyolojik testler, timpanometri, yenidoğan işitme taraması (BERA), denge ve koordinasyon testleri ile klinik BERA uygulamaları, deneyimli odyolog ve odyometristlerimiz tarafından sessiz kabin ortamında, ağrısız ve güvenli şekilde uygulanmaktadır. Bu sayede işitme kayıplarının erken teşhisi sağlanmaktadır” dedi.<br />
Odyolojinin hem işitme hem de denge sistemlerini inceleyen çok yönlü bir bilim dalı olduğuna dikkat çeken Küçük, birimde 5 odyometrist ve 3 odyolog ile hizmet verdiklerini belirtti. Küçük, “ Odyolagların Sorumlusu Fatih Kaş ile birlikte son üç ayda 4 bin 190 hastaya odyolojik test, 2 bin 890 kişiye timpanometri, 425 bebeğe yenidoğan işitme taraması, bin 220 kişiye denge ve koordinasyon testi uygulanırken, 84 hastaya klinik BERA testi gerçekleştirdik. Toplamda 9 bin 937 hastanın testlerini başarıyla tamamlayarak tanı süreçlerini kolaylaştırdık” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><img alt="İşi̇tme Sağliği Testi̇ 2" class=" detail-photo img-fluid" height="360" src="https://alanyaturkcom.teimg.com/alanyaturk-com/uploads/2026/04/isitme-sagligi-testi-2.jpg" width="640" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"YALNIZCA SESLERİ AZ DUYMAK ANLAMINA GELMEZ"</strong></p>

<p>Kulak Burun Boğaz Kliniği Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Murat Kar ise işitme kaybının yalnızca duyma değil, iletişim ve sosyal yaşamı da etkileyen önemli bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek, erken tanı ve uzman desteğinin önemini vurguladı. Doç. Dr. Kar, "İşitme kaybı yalnızca sesleri az duymak anlamına gelmez. Aynı zamanda konuşmaları ayırt etme, anlamlandırma ve sosyal ortamlarda sağlıklı iletişim kurma becerisini de etkiler. Sosyal, fiziksel ve zihinsel sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilen bu durum, ihmal edilmemesi gereken önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu süreçte odyolog ve odyometristlerin katkısı son derece değerlidir “dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/9-bin-hastaya-isitme-sagligi-hizmeti-sunuldu</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 14:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/isitme-sagligi-testi.jpg" type="image/jpeg" length="20763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’nin CAR-T hamlesi güçleniyor]]></title>
      <link>https://www.alanyaturk.com/turkiyenin-car-t-hamlesi-gucleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.alanyaturk.com/turkiyenin-car-t-hamlesi-gucleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Ankara'da ziyaret ettiği Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na Akdeniz Üniversitesi bünyesinde kurulan CAR-T Hücresel Tedavi Merkezi hakkında bilgi verdi. Rektör Özkan, ilk tedaviyi gerçekleştirmek için gün saydıklarını belirterek, "Ülkemiz için stratejik öneme sahip bu ileri tedavi altyapısını kazandırmış olmanın gururunu yaşıyoruz" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Ankara’da Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu ziyaret etti. Rektör Özkan, üniversite içerisinde hayata geçirilen ileri tedavi altyapısı hakkında Bakan Memişoğlu’na kapsamlı bilgi verdi. Türkiye’nin sağlık alanındaki stratejik hedefleri doğrultusunda kurulan merkezin önemini vurgulayan Rektör Özkan, merkezle birlikte Türkiye’nin ileri hücresel tedavilerde önemli bir eşiği aştığını belirterek, ilk uygulama için hazırlıkların sürdüğünü ifade etti. Rektör Özkan, "Ülkemiz için stratejik öneme sahip bu ileri tedavi altyapısını kazandırmış olmanın gururunu yaşıyoruz. İlk tedaviyi gerçekleştirmek için gün sayıyoruz" dedi.<br />
Rektör Özkan, merkezin yalnızca tedavi değil, aynı zamanda bilimsel üretim açısından da kritik bir rol üstleneceğini vurguladı.<br />
<br />
"Hem hastalara umut hem Türkiye’ye güç"<br />
Özkan, merkezin klinik başarı ile akademik üretimi bir araya getireceğini ifade ederek, "Hem hastalarımıza umut olması hem de ülkemizin sağlık alanındaki yetkinliğine güçlü katkılar sağlaması en büyük hedefimizdir" ifadelerini kullandı.<br />
Bakan Memişoğlu’na destekleri ve kabulü için teşekkür eden Rektör Özkan, CAR-T merkezinin Türkiye’nin sağlıkta bağımsızlık hedefleri açısından kritik bir adım olduğunu ifade etti.<br />
Yeni merkezin kanser tedavisinde özellikle dirençli vakalar için umut olmasının hedeflendiği belirtilirken, Türkiye’nin bu alandaki bilimsel ve teknolojik kapasitesine de önemli katkılar sunması bekleniyor. Akdeniz Üniversitesi’nde kurulan merkezde ilk tedavilerin kısa süre içinde başlaması beklenirken, Türkiye’nin bu alanda dünyadaki sınırlı sayıdaki merkezler arasında yerini güçlendirmesi öngörülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.alanyaturk.com/turkiyenin-car-t-hamlesi-gucleniyor</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 14:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://alanyaturkcom.teimg.com/crop/1280x720/alanyaturk-com/uploads/2026/04/turkiyenin-car-t-hamlesi-gucleniyor.jpg" type="image/jpeg" length="45563"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
